Soruşturma, dijital müdahale ve kamusal bilginin sınırları üzerine
Kahramanmaraş’taki okul saldırısından sonra devletin en hızlı reflekslerinden biri dijital alana yöneldi. EGM’nin 17 Nisan tarihli açıklamasına göre 1.866 URL adresine erişim engeli getirildi, 307 hesap yöneticisi tespit edildi, 411 kişi yakalandı ve “C31K” isimli oluşuma ait 111 Telegram kanalının kapatılması sağlandı. Bundan bir gün önceki ayrı bir EGM bilançosunda ise 940 sosyal medya hesabı ve 93 Telegram grubuna müdahale edildiği duyurulmuştu. Yani saldırının ardından yalnız soruşturma ve idari denetim değil, kademeli biçimde büyüyen geniş bir siber müdahale hattı da kuruldu.
Bu müdahalelerin bir kısmı elbette açık ve acil bir güvenlik ihtiyacına dayanıyor. Resmî açıklamalarda, faili öven, yeni eylem çağrısı yapan ya da panik üretmeyi hedefleyen içeriklerden söz ediliyor. Buraya kadar oluşan çizgi net. C31K, “Cehennemin 31. Katı” anlamında, daha önce çocuk cinayetleriyle gündeme gelmiş, 100 bini aşkın üyesiyle faaliyet gösteren ve Kahramanmaraş’tan sonra saldırganları alenen “kahraman” ilan edip yeni okul saldırıları için tarih ve konum paylaşan, üyelerine tarifeli “Suç Tarifesi” dağıtan bir yapıydı. Bu, sıradan bir sosyal medya paylaşımı değil; organize ve somut bir tehditti ve kapatılması gerekiyordu.
Peki bu müdahalenin sınırı nerede çizildi? 1.866 URL’nin tamamı açık tehdit içeriyor muydu, yoksa devletin resmî açıklamalarıyla çelişen soru ve bilgiler de bu listeye girdi mi? Kamuoyu bunu bilmiyor. Yayın yasağı kararı “soruşturmanın selameti” gerekçesiyle alındı. Bu gerekçe meşru görülebilir. Ne var ki aynı dönemde olayla ilgili paylaşımlar nedeniyle 12 kişi gözaltına alındı, 7’si tutuklandı. Bu dosyada yöneltilen suçlamalar yalnız “provokatif paylaşım” ile sınırlı değildi. Kamu görevlisine alenen hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, gizliliğin ihlali ve TCK 301 kapsamındaki “devlet kurumlarını aşağılama” suçlamaları da başlıklar arasına girdi. C31K türü açık tehdit ile olaya dair sert kamusal eleştiri arasındaki çizginin nereye çekildiği, bu nedenle fazlasıyla önemli. Ve bu çizgi kamuoyuna açıklanmadı.
Baba’nın İfadesinin Dışında Kalan
Burada asıl rahatsız edici olan şey, bilginin tamamen durmaması ama seçilerek akması. Yayın yasağı varken, failin babasına atfedilen bazı ifade parçaları medyaya yansıdı: Oğlunun psikolojik sorunlar yaşadığı, tedavi gördüğü, son dönemde tedavisini aksattığı yönündeki anlatılar medyada sıkça paylaşıldı. Reuters da failin bilgisayarında 11 Nisan tarihli hazırlık belgesi bulunduğunu aktardı. Bu durumda mesele yalnız “bilgi gizlendi” meselesi olmaktan çıkıyor, hangi bilginin dolaşıma girmesine fiilî olarak izin verildiği sorusuna dönüşüyor.
Dosyanın ağırlık merkezi de burada kayıyor. Babanın psikoloji eksenli ifadesi öne çıktığında tartışma kolayca “aile trajedisi” çerçevesine sıkışabiliyor. Oysa şu an kamuya açık ve güçlü biçimde doğrulanmış maddi hat daha ağır başka bir şeyi gösteriyor: Failin bilgisayarında, tarihli hazırlık metni vardı, çevresindekiler Discord’daki saldırı haberlerini “kara mizah” sanarak ihbar etmedi. Bir de jiletlenme olayının resmi kayıtlara geçmesinin babanın nüfuzuyla engellendiği öne sürülüyor. Bu zincir, bireysel dramdan büyük bir şeye işaret ediyor: Erişim, ihbar, gözetim ve kurumsal tepki halkalarının her birinde kim neyi gördü, kim neyi yapmadı?
Meclise Giren Soru, Meclisten Çıkacak Cevap
Olayın ardından Meclis hattında hızlı bir siyasi refleks oluştu. Tüm siyasi partilerin ortak mutabakatıyla TBMM’de araştırma komisyonu kurulması kararlaştırıldı. 18 Nisan’da TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş açıkça “Süratle çok ciddi bir araştırma komisyonu kurulmalı” dedi. Bu tablo, siyasi irade düzeyinde komisyon isteminin var olduğunu gösteriyor. Bu iyi bir işaret. Ama komisyonun ne soracağı kadar ne sormayacağı da önemli. Okul kapısına metal detektör sorusu komisyon gündemine kolaylıkla girebilir. Diğer yandan, ev içi silah muhafazası standardı, devlet personelinin çocuklarının poligon ve silah erişim rejimi, ruh sağlığı kaydının kurumsal nüfuzla gizlendiği iddiası ise aynı kolaylıkla gündemin dışında kalabilir.
Son gelişmelere 20 Nisan’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklama da eklendi: Daha sıkı silah sahipliği kuralları getirileceği, çocukların silahlara erişmesi halinde silah sahiplerine ağır yaptırım uygulanacağı ve internet denetiminin artırılacağı duyuruldu. Düzenleme vaadi başka, o düzenlemenin hangi somut kurumsal ihmalleri hedef alacağı başka şeydir. Erdoğan’ın açıklamasında ev içi silah güvenlik standartları konuşuldu. Peki devletin kendi güvenlik personelinin çocuklarına yönelik özel denetim mekanizması da konuşuldu mu? Ya da konuşulacak mı?
Bu satırları kaleme almaya başladığımda kendi kendime sorduğum soru şuydu: Bu dosyayı kim kapatmaya çalışıyor? Şimdi soruyu daha isabetli biçimde sorabiliyorum: Dosya hangi dar çerçeveye sıkıştırılıyor? Yalnız provokatif kanal kapatmalarına ve büyük erişim engeli sayılarına bakılırsa mesele çözülmüş gibi görünebilir. Yalnız babanın psikolojik anlatımına bakılırsa mesele bireysel aile trajedisine indirgenebilir. Yalnız yeni yasa vaadine bakılırsa kurumsal muhasebe başlamış gibi düşünülebilir. Oysa kamusal sorumluluk bunların hiçbiriyle yetinmemelidir. Soruşturmanın ortaya çıkaracağı maddi zincirin tamamı açık tutulmadıkça, bu dosya kapanmış ya da çözülmüş olmaz, sadece daraltılmış olur.
















