Almanya İltica ve Sığınma Politikaları ile Güncel Rakamlar

Almanya, yalnızca son yıllarda değil, yaklaşık son 30 yıldır Avrupa’nın en çok sığınma başvurusu alan ülkelerinden biri olmuştur. Başvuru sayılarında dönemsel dalgalanmalar yaşansa da ülke hâlen Avrupa iltica sisteminin lokomotif aktörlerinden biridir. Ancak 2025 itibarıyla Almanya’nın sığınma politikasında ciddi bir dönüşüm yaşanmış, bu durum hem sayılara hem de uygulama alanına doğrudan yansımıştır.

Bu durumu son yıllardaki sayılarla açıklamak gerekirse:

  • 2023’te rekor düzeyde başvuru alınmıştır ve toplam sayıda artık 1. Sırada değildir (351.915 başvuru),
  • 2024’te başvuru sayısı %30,2 azalarak 229.751’e düşmüştür.
  • 2025’te düşüş daha da belirginleşmiştir. Ocak-Haziran 2025 arasında yalnızca 65.500 ilk başvuru yapılmıştır. Bu da bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık %43 daha az başvuru demektir.
  • Haziran 2025’te Almanya’da yeni başvuru sayısı 7.000’in altına düşmüş ve Haziran 2024’e göre %60 azalmıştır. Bu rakam, Mart 2013’ten bu yana görülen en düşük aylık başvuru sayısını temsil etmektedir.

Bu tablo, Mayıs 2025’te göreve gelen Friedrich Merz liderliğindeki CDU/CSU hükümetinin aldığı sert tedbirlerle doğrudan bağlantılıdır. Hükümet, düzensiz göçü sınırlamak ve iltica sistemini “kontrol altına almak” amacıyla kapsamlı reformlar hayata geçirmiştir. Başlıca adımlar şunlardır:

  • Sınır kontrolleri sıkılaştırılmış, kara sınırlarında polis varlığı artırılmıştır.
  • Bazı göçmen gruplarına yönelik uygulamalarda önemli kısıtlamalar getirilmiştir.
  • En dikkat çekici değişikliklerden biri, 27 Haziran 2025’te Bundestag’da kabul edilen yasa ile ikincil koruma statüsündeki kişilerin aile birleşimi hakkının 2 yıl süreyle askıya alınmasıdır. Yaklaşık 388 bin kişiyi etkileyen bu düzenlemenin yılda yaklaşık 12 bin kişinin gelişini engellemesi beklenmektedir. Yasa 24 Temmuz 2025’te yürürlüğe girmiştir.

Bu sert önlemlerin etkisi kısa sürede istatistiklere yansımış, 2023–2024 arasında başvuru sayısı %30 azalmış, 2025’in ilk yarısında düşüş oranı %43–50 aralığına ulaşmıştır. Hükümet bu tabloyu “kontrolün yeniden sağlanması” olarak tanımlamakta ve iltica başvurularını yarı yarıya azaltma hedefini gerçekleştirdiğini vurgulamaktadır.

Ayrıca sınır dışı uygulamaları da hızlandırılmıştır. Örneğin Temmuz 2025’te 81 Afgan sığınmacı toplu olarak sınır dışı edilmiştir. Almanya ayrıca AB içinde geri gönderme merkezleri kurulması gibi daha katı fikirleri gündeme taşımaktadır. Almanya Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) verilerine göre, Ocak–Eylül 2025 arasında Türkiye vatandaşlarından 9.295 ilk başvuru yapılmış, bu rakam 2024’ün aynı dönemine göre %59,8 düşüş anlamına gelmiştir.

  • Eylül 2025’te Türkiye’den gelen ilk başvuru sayısı 1.008 olmuştur.
  • Türkiye dosyalarında toplam koruma oranı %7,8 olarak gerçekleşmiştir.

Bu oran genel olarak düşük görünse de, Gülen yapılanmasıyla ilişkilendirilen kişiler, Kürt siyasi hareketi mensupları, gazeteciler, insan hakları savunucuları gibi profillerde kabul oranı çok daha yüksektir. Almanya, Türkiye’yi resmi olarak “güvenli menşe ülke” saymamaktadır; başvurular bireysel risk temelli olarak değerlendirilir.

Politik sertleşme yalnızca hukuki çerçevede değil, toplumsal düzlemde de etkisini göstermektedir.

  • 2024 yılında Berlin’de sığınmacılara yönelik saldırılar dramatik biçimde artmış, fiziksel saldırı sayısı 32’den 77’ye yükselmiştir.
  • Mülteci yurtlarına yönelik 8 kundaklama ve sabotaj olayı yaşanmış, bu olaylarda 34 kişi yaralanmıştır.
  • Federal düzeyde “mültecilere karşı suç” sayısı 2024’te 1.905 vaka ile yüksek seyretmiştir.

Artan sağcı şiddet karşısında Berlin Eyalet Meclisi ve federal hükümet; barınma merkezlerinde polis korumasını artırma, silah yasalarını sıkılaştırma ve iltica kurallarını yeniden düzenleme gibi önlemler almıştır. Aşırı sağcı AfD Partisi’nin yükselişi göç karşıtı söylemleri güçlendirmiş, yerel düzeyde mülteci karşıtı protesto ve saldırılar için zemin hazırlamıştır. Bu durum, hükümetin daha kısıtlayıcı politikaları sürdürmesi yönünde kamuoyu baskısını artırmıştır.

2025’in ikinci yarısı ve sonrasına ilişkin beklentiler, sertleşme eğiliminin devam edeceğine işaret etmektedir:

  • İkincil koruma statüsündekiler için aile birleşimi üzerindeki kısıtlamaların en az 2027’ye kadar süreceği öngörülmektedir.
  • Güvenli menşe ülke” listelerinin genişletilmesi ve hızlandırılmış prosedürlerin yaygınlaştırılması planlanmaktadır.
  • Başvuru sayılarının düşük seyretmeye devam etmesi, buna karşın sınır dışı işlemlerinin rutin hâle gelmesi beklenmektedir.
  • Belediyelerin barınma ve entegrasyon kapasitesi üzerindeki baskı ile artan aşırı sağ şiddeti, önümüzdeki yıllarda sığınmacılar açısından ciddi risk alanları oluşturmaya devam edecektir.

Tüm bu gelişmeler ışığında Almanya’da sığınma ve iltica alanına ilgi duyan herkesin yalnızca hukuki süreçlere değil, aynı zamanda sosyal ve güvenlik temelli risklere de odaklanması zorunludur. Başvuruların daha ayrıntılı incelendiği ve ret riskinin yükseldiği bu dönemde dosyaların erken, eksiksiz ve kanıt temelli hazırlanması büyük önem taşır. Aile birleşimi hedefleyen ikincil koruma dosyalarında insani istisnalar veya çocuk üstün yararı gibi dar yasal yolların değerlendirilmesi, Dublin uygulamaları ve sınır çevirmeleri karşısında acil başvuru stratejilerinin önceden planlanması gerekir. Ayrıca artan toplumsal riskler karşısında danışmanların, müvekkillerini barınma merkezi güvenliği, nefret suçu bildirimi ve STK ağlarına erişim konularında bilgilendirmesi sürecin başarısı açısından kritik hale gelmiştir.