Ana SayfaGöç ve EntegrasyonAvrupa İltica ve Sığınma Sistemi

Avrupa İltica ve Sığınma Sistemi

Avrupa’nın iltica sistemi Cenevre Sözleşmesi ve ortak AB kuralları üzerine kurulu; ama uygulama ülkeden ülkeye değişiyor. Başvurular düşerken bekleyen dosya yükü yüksek kalmaya devam ediyor.

Modern Avrupa iltica sisteminin temelini 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi oluşturmaktadır. Buna ek olarak da Avrupa Birliği’nde Ortak Avrupa İltica Sistemi (CEAS) kapsamındaki düzenlemeler, bir sığınma başvurusundan hangi ülkenin sorumlu olacağını belirler. Bu görevi uzun yıllar Dublin III Tüzüğü üstlendi. 12 Haziran 2026’dan bu yana ise Göç ve İltica Paktı kapsamında uygulanan İltica ve Göç Yönetimi Tüzüğü (AMMR), Dublin III’ün yerini almış durumda. Örneğin, bir sığınmacının düzensiz yollarla ilk girdiği AB ülkesi genellikle başvuruyu incelemekle yükümlüdür, ancak aile birleşimi, refakatsiz çocuklar veya insani nedenler gibi istisnalar da mevcuttur.

Dolayısıyla sığınma ve iltica alanında bilgi sahibi olmak isteyen herkesin, sorumlu ülke kurallarının (eski adıyla Dublin kuralları) yanı sıra Eurodac parmak izi sistemi ve üye ülkelerin “güvenli üçüncü ülke” ve “güvenli menşe ülkesi” gibi kavramları bilmesi gerekir. Bu genel çerçeve, iltica süreçlerinin her AB ülkesinde benzer esaslara dayanmasını sağlarken uygulamada ülkelere göre farklılıklar görülmektedir. Aşağıda her bir konuya ilişkin derinlemesine bilgiler verilecektir.

Avrupa’da Güncel İltica Durumu

İltica ve sığınma konusu Avrupa için neredeyse son 50 yıldır her daim ana gündemlerden birisi olmuştur. Son yıllarda ise iltica başvuruları genel olarak şu eksende şekilleniyor:

  • Azalan başvuru
  • Artan yönetim baskısı
  • Yüksek dosya yükü

Bir yandan üye ülkeler “Dublin uygulaması, güvenli ülke listeleri, hızlandırılmış kabul/ret hatları ve sınır kontrolleri” gibi politikaları sıkılaştırırken, diğer yandan “barınma kapasitesi, personel ihtiyacı ve uzun süredir biriken dosyalar” gibi sistem üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.

Ülkeler arası farklılıklar da bu konuda belirgindir. Örneğin:

  • İspanya ve Fransa gibi Avrupa’nın güney-batı koridorunda yer alan ülkeler, Venezuela gibi Latin Amerika ve Fas, Tunus gibi Afrika kaynaklı başvuruların hedefi konumunda iken;
  • Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkeler ise daha çok Türkiye, Balkanlar ve Orta Doğu gibi ülkelerden gelen sığınmacıların hedef ülkeleri konumundadır.

Meseleye Türkiye açısından bakıldığında ise son 50 yılda Avrupa’daki iltica ve sığınma rejimi, ülkenin iç siyasi dönüşümleri ve dış politik gelişmeleriyle doğrudan bağlantılı olarak şekillenmiştir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki iniş çıkışlar ve insan hakları sicili de Avrupa’daki kabul oranlarını ve yargı süreçlerini etkilemiştir:

  • 1980 askeri darbesi sonrası siyasi sığınmacı dalgası (sol/sosyalist siyasi hareketler),
  • 1990’larda Kürt meselesine bağlı artan başvurular ve
  • 2016’daki darbe girişimi sonrası Gülen hareketiyle ilişkili başvuru patlaması, Türkiye kaynaklı iltica hareketlerinin başlıca dönüm noktaları oldu.

Rakamlarla İltica Başvuruları

Özellikle Almanya, Hollanda, Belçika ve Fransa gibi ülkeler, Türkiye’den gelen başvurularda en yüksek payı alırken; 2016 sonrası dönemle birlikte siyasi gerekçeli sığınma talepleri ön plana çıktı.

Son yıllarda şekillenen verilere göre 2023 yılında tavan yapan iltica başvuru sayıları, 2024’ten itibaren belirgin bir düşüş trendine girmiştir. 2025 ilk yarısı itibarıyla AB+ ülkelerinde (AB üyesi 27 ülke ile Norveç ve İsviçre) yaklaşık 399.000 sığınma başvurusu gerçekleşti; bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre %23 düşüktür. 2025 yılının tamamında başvuru sayısı %19 azalarak yaklaşık 822.000’e geriledi. Düşüş 2026’da da sürüyor. 2026’nın ilk yarısındaki yaklaşık 332.000 başvuru, 2021’den bu yana görülen en düşük ilk yarı rakamı.

Figure 1: 2021–25 Arası Sığınma Başvuruları Grafiği
Figure 2: 2025’te Hangi Ülkeye Kaç Sığınma Başvurusu Gerçekleşti

2025’te en çok başvuru alan ülkeler Almanya (163.000), Fransa (152.000), İspanya (143.000), İtalya (134.000) ve Yunanistan (62.000) oldu. Bu beş ülke, AB+ genelindeki başvuruların %80’ini aldı. 2026’nın ilk yarısında sıralama değişti. Fransa, İtalya, İspanya ve Almanya başvuruların yaklaşık dörtte üçünü paylaştı. Uyruklara bakıldığında 2025’te Afganistan (117.000) ilk sırada yer aldı, Venezuela (91.000, %94’ü İspanya’da) kayıtlara geçen en yüksek seviyesine ulaştı. Esad rejiminin Aralık 2024’te devrilmesinin ardından Suriyelilerin başvuruları %72 azalarak 42.000’e indi. Türkiye vatandaşlarının başvuruları da %40 düşüşle yaklaşık 33.000’e geriledi. 2026’nın ilk yarısında Türkiye vatandaşları yaklaşık 12.000 başvuru yaptı, ilk aşamada tanınma oranı %18 oldu.

Figure 3: 2023–2025 Arasında Türkiye’den Avrupa’ya Olan Sığınma Başvuruları

Bununla birlikte sonuçlanmayı bekleyen dosya sayısı hâlâ çok yüksek. Haziran 2026 sonu itibarıyla AB+ genelinde ilk aşamada karara bağlanmayı bekleyen yaklaşık 770.000 iltica başvurusu bulunuyor. İtiraz ve yargı aşamaları da hesaba katıldığında bekleyen dosya sayısı yaklaşık 1,18 milyona çıkıyor. Bu durum, üye ülkelerin iltica sistemlerinde önemli bir yük ve yavaşlama olduğunu göstermektedir.

Avrupa çapında genel olarak bu bilgileri verdikten sonra, dizinin diğer yazılarında Almanya ve Hollanda ile bazı diğer Avrupa ülkelerinin iltica sistemlerine özel olarak odaklanacağız.

Kaynaklar

  1. EUAA – Asylum trends euaa.europa.eu
  2. UNHCR – 1951 Sözleşmesi unhcr.org
  3. Avrupa Komisyonu – Göç ve İltica Paktı home-affairs.ec.europa.eu

Ayda bir · ücretsiz

Ayın Pusulası

Ayda bir, Avrupa’nın güvenlik ve göç gündeminden 5 madde ve ayın PUGAT yazıları e-postanızda.

Bülten kaydı yakında açılıyor.

Sıradaki okuma

PUGAT nedir? Avrupa’dan güvenlik, göç ve toplum üzerine Türkçe, Almanca ve İngilizce bağımsız analizler yayımlayan, kâr amacı gütmeyen bir topluluk.

Ana sayfaya git
RELATED ARTICLES