İltica amacıyla Türkiye’den ayrılan Türkiyeli mülteci ve sığınmacılar için hedef ülkeler yalnızca Almanya ve Hollanda ile sınırlı değildir. Son yıllarda Fransa, Belçika ve çeşitli İskandinav ülkeleri de önemli başvuru destinasyonları hâline gelmiştir. Bununla birlikte Avrupa genelinde değişen siyasi dengeler, artan başvuru sayıları, kapasite sorunları ve iltica politikalarında gözlemlenen sertleşme eğilimleri, ülke tercihlerini doğrudan etkileyen dinamikler olarak öne çıkmaktadır.
Özellikle 2023 sonrası dönemde birçok Avrupa ülkesinde “iltica krizi” söyleminin güç kazanması, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması, başvuru süreçlerinin uzatılması ve haklara erişimde kısıtlamalara gidilmesi gibi gelişmeler, başvuru sahiplerinin stratejik ülke seçimini daha da kritik hâle getirmiştir. Ayrıca Avrupa Birliği düzeyinde yürürlüğe giren yeni Göç ve İltica Paktı gibi düzenlemeler, başvuruların hangi ülkede ve hangi şartlarda değerlendirileceğini yeniden şekillendirmektedir.
Bu açıdan, göç ve iltica alanına ilgi duyan profesyoneller ile iltica başvuru sahiplerinin; yalnızca hedef ülkenin sunduğu hakları değil, aynı zamanda güncel siyasi yaklaşımı, uygulamadaki kapasiteyi, kabul oranlarını ve entegrasyon politikalarını da dikkate alarak çok boyutlu bir değerlendirme yapmaları gerekmektedir.
Belçika
Belçika, son on yılda Türkiye’den gelen sığınma başvurularının en yoğunlaştığı ülkelerden biri haline gelmiştir. 2016 sonrası siyasi atmosferin etkisiyle özellikle Gülen hareketiyle bağlantılı kişiler, siyasi muhalifler, gazeteciler ve akademisyenler için önemli bir hedef ülke olmuştur.
Belçika iltica sistemini yöneten CGVS/CGRA (Commissariat Général aux Réfugiés et aux Apatrides), bireysel durum değerlendirmesine dayalı esnek yaklaşımı, detaylı mülakat süreçleri ve yüksek hukuk güvencesiyle öne çıkar. Başvuru sahipleri ilk kabul merkezlerinde kayıt ve ön görüşmeden geçtikten sonra mülakata alınır; siyasi baskı ve insan hakları ihlali iddiaları değerlendirmede merkezi öneme sahiptir.
Başvuru Oranları
2024’te Belçika’da toplam 39.615 iltica başvurusu yapılmış ve bu sayı 2023’e kıyasla %12 artışla son on yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Türkiye’den gelen başvurular özelinde tanıma oranları yüksek olup, siyasi gerekçeli taleplerin başarı oranı AB ortalamasının üzerindedir. Ancak sistem son yıllarda ciddi kapasite sorunlarıyla karşı karşıyadır: barınma merkezlerinde yer sıkıntısı, uzun dosya bekleme süreleri ve artan idari yük danışmanlar için başvuru sahiplerini gecikmeler ve geçici barınma seçenekleri hakkında bilgilendirme zorunluluğunu artırmaktadır. 2025 başlarında başvuru sayılarında kısmi bir stabilizasyon görülse de, Belçika hâlen nüfusa oranla en fazla sığınmacı alan ülkelerden biridir (her 100.000 kişi başına başvuru oranında AB’de üçüncü sırada). Güçlü sosyal haklara erişim, dil ve istihdam destekleriyle birlikte bu nedenlerle Belçika, Almanya ve Hollanda’nın yanında iltica konusunda özel bir başlık olarak ele alınmayı hak etmektedir.
Belçika’da 2024 yılında artan sığınmacı sayıları ve barınma krizine karşı Aralık 2024’te yapılan genel seçimlerin ardından Flaman milliyetçisi N-VA liderliğinde yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur (Ocak 2025). Yeni Başbakan Bart De Wever, göç konusunu öncelikli ele alarak Belçika’nın “şimdiye kadarki en katı göç politikasını” uygulayacağını duyurmuştur. Hükümet programında hem AB düzeyinde hem ulusal düzeyde sert önlemler yer almaktadır. AB boyutunda, yaklaşmakta olan Göç ve İltica Paktı’nın daha da sertleştirilmesi savunulurken, ulusal düzeyde Belçika’nın komşu ülkelerden daha cömert algılanmaması hedeflenmektedir.
Burada önemli bir detaya dikkat çekmekte yarar var: 2024’te Belçika’ya yapılan iltica başvurularının yaklaşık yarısının, daha önce başka bir AB ülkesinde kayıtlı kişilerden oluştuğu açıklandı. Yani diğer ülkelere iltica başvurunda bulunup da ret kararı alanların ilk adresi belçika oluyor. Bu durumu engellemek için dönemin devlet bakanı Nicole de Moor, başka bir ülkede koruma almış kişilerin Belçika’daki merkezlere kabul edilmemesine yönelik bir karar aldı; ancak Belçika Danıştayı bu uygulamayı AB hukukuna aykırı bularak iptal etti. Mahkeme, bir ülkede statü alınmış olsa bile başka bir ülkede yeniden başvuru yapılabileceğini vurguladı ve bu karar yeni hükümetin hareket alanını da sınırladı.
Belçika Barınma Krizi ve Yeni Siyasi İklim
Belçika’nın en büyük sorunu barınma krizidir. 2023’ten beri Fedasil (Federal Mülteci Kabul Ajansı) binlerce sığınmacıya yer bulamadığı için mahkeme kararlarıyla karşı karşıya kalmış, her gün yüzlerce sığınmacı sokakta kalmıştır. 2024 sonunda Fedasil’in kapasitesi rekor düzeyde 36.077 yatağa çıksa da doluluk %94 ile sürdürülemez seviyededir.
Özellikle bekâr erkek sığınmacılar hedef alınarak, Ağustos 2023’ten itibaren hükümet tek başına gelen yetişkin erkeklere yer vermeyi resmen durdurmuştur. Bu karar sonucunda 2024 boyunca yaklaşık 10.191 bekâr erkek sığınmacı ilk kabul hakkından mahrum kalmış, Fedasil tarafından “bekleme listesine” alınmıştır. 2024 sonu itibarıyla 3.000 civarında erkek sığınmacı 3–4 aylık bekleme listelerinde yer bulmak için sırasını beklemektedir. Birçoğu bu süreçte park, sokak gibi yerlerde yatmak zorunda kalmıştır. Bu durum hem insani krize yol açmakta hem de Belçika hükümetine karşı açılmış binlerce davaya neden olmaktadır (2023–2024’te sığınmacılar mahkemelere başvurarak barınma hakkını talep etmiş ve hükümete karşı her seferinde haklı bulunmuşlardır). Yeni hükümet, “yalnız erkek sığınmacılara artık yer yok, önceliğimiz aileler” diyerek tepki çeken politikasını sürdürmektedir. Bu uygulama sivil toplum tarafından ayrımcı ve yasadışı bulunmakta, ancak hükümet kapasite yetersizliğini öne sürmektedir.
Son olarak, Belçika’da Ukraynalı mültecilere sağlanan özel konaklama imkanlarının 2025’te azaltılacağı açıklandı. Örneğin Valon bölgesi, 2025 Nisan’dan itibaren Ukraynalılar için sağladığı 1.325 kişilik konaklama kapasitesini kademeli olarak %50 azaltacağını duyurdu. Bu karar, Ukrayna savaşının uzamasıyla gelen sığınmacıların uzun vadede genel iltica sistemine yük olmaması için alınmıştır.
Fransa
Fransa, uzun yıllardır Türkiye’den gelen iltica başvurularında en çok tercih edilen ülkelerden biridir ve başvuru sayısı bakımından AB içinde sürekli olarak ilk üç arasında yer almaktadır.
Türkiye’den gelen başvuruların önemli bir kısmı Kürt kökenli bireylerden -ki biz Fransa’yı daha çok Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya gibi isimlere ev sahipliği yapmasından biliyoruz- siyasi partilerle ilişkili kişilerden, gazetecilerden ve 2016 sonrası Gülen yapılanmasıyla bağlantılı gruplardan oluşmaktadır.
Fransa İltica Sistemi
Fransa’nın iltica sistemi OFPRA (Office Français de Protection des Réfugiés et Apatrides) tarafından yönetilir ve mülakatlarda siyasi baskı, ifade özgürlüğü ihlali ve adil yargılanma hakkı gibi temel haklara odaklanılır. Başvuru sahipleri, ön kabul merkezlerinde kayıt işlemlerinden sonra mülakat sürecine alınır ve süreç boyunca ücretsiz hukuki danışmanlık ve tercüman desteğinden yararlanabilir.
Fransa’nın iltica politikasında son yıllarda iki yönlü bir eğilim göze çarpmaktadır:
- Bir yandan siyasi gerekçeli başvurulara karşı görece korumacı bir tutum sürdürülürken,
- Diğer yandan prosedür sürelerini kısaltmak ve kötüye kullanımı önlemek amacıyla daha sıkı uygulamalar devreye sokulmaktadır.
Türkiye’den gelen başvuruların önemli bir kısmı subsidiary protection (ikincil koruma) kapsamında sonuçlanmakta, bu da başvuru sahiplerine oturum ve sosyal haklar sağlamaktadır. Fransa ayrıca sığınmacılar için kapsamlı entegrasyon programları, dil ve mesleki eğitim desteği sunar. Bu durum danışmanların rolünü yalnızca hukuki rehberlikle sınırlı olmaktan çıkarır; aynı zamanda sosyal hizmetlere erişim, belediye ile işbirliği ve uzun vadeli yerleşim planlaması konularında da aktif rehberlik yapmalarını zorunlu kılar.
İspanya
Almanya, Hollanda ve Belçika kadar ön planda olmasa da, İspanya son yıllarda iltica ve sığınma alanında önemli bir merkez haline gelmiştir. 2024–2025 döneminde toplam başvuru sayıları yüksek seyrini korumuş, özellikle Venezuela ve diğer Latin Amerika ülkelerinden gelen talepler nedeniyle İspanya 2025 başında AB’de en fazla başvuru alan ülke konumuna yükselmiştir. Coğrafi olarak Akdeniz geçiş rotasının son noktalarından biri olması ve dilsel/kültürel yakınlık, bu ülkeyi Latin Amerika kökenli sığınmacılar için çekici kılmaktadır. Türkiye açısından ise İspanya, başvuru sayısında Almanya veya Hollanda kadar yüksek rakamlara ulaşmasa da, özellikle siyasi nedenlerle Avrupa’ya gelen bireylerin ikincil tercih ettiği ülkeler arasında yer almaktadır. Bazı Türkiye kökenli başvuru sahipleri, ilk geçiş ülkesi veya Dublin III kapsamında başka bir ülkeye yönlendirilmeden önce İspanya’da kayıt yaptırmayı tercih edebilmekte, bu da başvuru stratejilerini planlarken göz önünde bulundurması gereken bir durumdur.
Diğer Bazı AB ülkeleri
Bu ülkeler arasında da farklı ve dikkat çekici eğilimler gözlemlenmektedir. İsveç, uzun süredir sürdürdüğü insan hakları temelli yaklaşım ve yüksek kabul oranlarıyla siyasi sığınmacılar için önemli bir alternatif olmaya devam etmektedir. İtalya ise özellikle Orta Doğu ve Afrika’dan gelen düzensiz göçmen akınları nedeniyle daha çok “ilk varış ülkesi” olarak işlev görmekte; buna rağmen Türkiye’den gelen bazı başvuruların burada da yapıldığı görülmektedir. Avusturya, son yıllarda güvenlik temelli sıkılaştırmalara gitmiş olsa da politik sığınma başvurularında kabul oranını korumaktadır. Yunanistan ise hem Türkiye’ye kara ve deniz yoluyla en yakın AB ülkesi olması hem de transit geçiş ülkesi rolü nedeniyle Türkiye’den gelen başvurular açısından özel bir konuma sahiptir; birçok sığınmacı burada ilk başvuruyu yapıp sonrasında başka ülkelere yönlendirilmektedir.
Sonuç olarak Almanya ve Hollanda’dan sonra Belçika, Fransa ve diğer bazı AB ülkelerinin; iltica politikaları, kabul oranları ve uygulama pratikleri bakımından önemli farklılıklar göstermekte olduğunu ve bu durumun başvuru stratejilerini doğrudan etkilediğini görmüş olduk.
Bir sonraki yazımızda, Avrupa Birliği içindeki ülkeler arasındaki bu yapısal ve pratik farklılıkları ele alacağız.


















