Çerçeve Yasa (2): Toplumsal Barışa Katkı Sağlayacak mı?

Başlıktaki sorunun cevabını verebilmek için, öncelikle yasanın üç yapısal açığına göz atmakta yarar var.

İlk açık doğrulamada ortaya çıkıyor: Kanunun hukukî sonuç doğurması, güvenlik kurumlarının tespiti ile MGK kararına bağlı. 8. maddedeki silah teslim kaydı ile teslim anının belgelenmesi; örgütsel yapının gerçekten sona erdiğini tek başına kanıtlamaz.

Kanunda yargı denetimi kişiye ilişkin bireysel erteleme kararlarıyla sınırlı. Bu kararlarda savcı, mahkeme veya infaz hâkimi devrede ve itiraz yolu bulunuyor. Silahların bırakıldığına ve örgütün sona erdiğine ilişkin kolektif tespit ise bu denetimin dışında kalıyor. Sonuçta kamuoyunun güvenebileceği, güvenlik bürokrasisi dışında bağımsız bir doğrulama kaydı oluşmuyor.

İkinci açık mağdur cephesinde. Çatışmada yakınlarını kaybedenler, sivil kayıpların aileleri ve zorla yerinden edilenler için tanımlanmış bir hakikat, katılım veya tazminat yolu bulunmuyor. Cezasızlığın tek davranış şartı, belirlenen süre boyunca yeni bir terör suçu işlememekten ibaret. Metin hakikati açıklama ve bireysel sorumluluğu kabul etme şartlarını ise hiç düzenlemiyor.

Mağdur merkezli bir düzenlemenin, suçluya verilen hukukî kolaylığı bir karşılığa bağlaması gerekirdi. Cezasızlıktan yararlanan kişi ne olduğunu anlatır, kendi sorumluluğunu kabul ederdi. Mevcut kanun bu kişiden geçmişin aydınlatılması için hiçbir şey istemiyor.

Üçüncü açık hesap verebilirlikte. 7. maddedeki yürütme ağırlıklı Kurulun karşısında TBMM İzleme Komisyonu yalnızca tavsiye yetkisine sahip. Kurul, beş yıllık ertelemelerde iki, on yıllık ertelemelerde üç yıl geçtikten sonra hak yoksunluklarının kaldırılmasını yargı mercilerinden isteyebiliyor. Son kararı yargı veriyor. 10. madde ise görevliler hakkında görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluk doğmayacağını belirtiyor.

Son kararın yargıda olması, Kurulun ölçütlerinin ve 10. maddedeki korumanın sınırlarının belirsizliği sorununu gidermiyor. “Görev nedeniyle” ifadesinin olası bir yetki aşımında nasıl uygulanacağı ve doğrudan etkilenen bir mağdurun hangi özel mekanizmaya başvuracağı metinde açıklanmıyor.

Bu eleştiriler Meclis görüşmelerinde de kayda geçti. İYİ Parti, Kurul üyelerinin tamamının Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına, 10. maddedeki sorumsuzluğa ve fail odaklı yapıya itiraz etti. Av. Afşin Hatipoğlu da tek örgüte özel düzenlemenin ayrıcalıklı bir sınıf yarattığı ve kanunların genelliği ile eşitliği ilkesini aşındırdığı eleştirisini dile getirdi.

Doğrulamayı yürütme yapıyor, süreci yürütme ağırlıklı Kurul yönetiyor ve uygulayıcılar sorumsuzluk hükmüyle korunuyor. Mağdurun bu düzen içinde tanımlanmış kurumsal bir yeri yok ve hukukî kolaylık denetim, hakikat ve tazminat şartları yok sayılıyor.

Geçmiş yıllarda ortaya çıkan benzer uygulamalarda, bu eksiklerin doğurduğu sonuçları görmek mümkün.

Güvence Kurulmadığında Bedeli Toplum Ödüyor

Ülkeler ve sonuçlar yer ayrışsa da ortak uyarı açık: Silahlı aktöre tanınan hukukî kolaylık bağımsız doğrulama, mağdur hakları ve siyasal reformla sınırlandırılmazsa yeni bir adaletsizlik ve kaos düzeni oluşturabilir.

Sierra Leone’de 1999 tarihli Lomé düzenlemesi koşulsuz genel af getirdi ve RUF (Devrimci Birleşik Cephe) lideri Sankoh’a bakanlık verildi, RUF ise şiddeti sürdürdü. Daha sonra kurulan BM Özel Mahkemesi de affı kovuşturmanın önünde engel saymadı. Devlet, silahsızlanmanın sonucunu doğrulamadan hukukî ve siyasal ödülü dağıtmıştı. Verilen imtiyaz şiddeti durdurmadı ve silahlı aktörün konumunu güçlendirdi.

Kolombiya’nın 2005 tarihli Adalet ve Barış Yasası farklı bir adaletsizlik üretti. Paramiliterlere verilen indirimli cezalar suçların ölçeğini karşılamadı, yargılamalar uzadı ve mağdurlar dosyalara erişmekte zorlandı. Paramiliterlerin önemli bir bölümü BACRIM adı verilen suç çetelerine dönüştü. Aynı dönemde sosyal muhalefet kriminalize edildi.

Kolombiya aynı hatayı ikinci kez, bu kez iyi bir tasarımla yaşadı. Devlet, yarım yüzyıllık çatışmayı bitirmek için 2016’da FARC gerillasıyla kapsamlı bir barış anlaşması imzaladı. Kâğıt üzerinde Birleşmiş Milletler doğrulaması, özel yargı ve mağdur hakları vardı. Ancak vaat edilen kırsal reform yapılmadı. Binlerce eski FARC üyesi yeniden silaha döndü; dört yüzden fazla eski savaşçı ve yüzlerce toplumsal lider öldürüldü. Kanun ne kadar iyi yazılırsa yazılsın, siyasî adımlar atılmayınca barış sahada tam karşılığını bulmadı.

Kuzey İrlanda ise başarılı sayılan bir sürecin bile mağdur cephesini kapatamadığını gösteriyor. Barış anlaşmasının parçası olarak yaklaşık 400 mahkûm salıverildi. Mağdur aileleri bunu hiçbir zaman kabullenmedi. 2014’te devletin bazı eski IRA üyelerine gizlice “aranmıyorsunuz” güvencesi verdiği mektuplar ortaya çıktı ve yeni bir skandal doğdu. 2023’te geçmiş dönem suçlarına kovuşturma muafiyeti getiren yasa ise mağdurlarca AİHM’e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) taşındı. Görece başarılı süreçte bile mağdurların itirazları çeyrek yüzyıl sonra bile sürüyor.

Çerçeve Yasa henüz uygulanmadı. Buna rağmen metindeki kurumsal tercihler şimdiden görebilmek mümkün: Bağımsız doğrulama yok, mağdura tanımlanmış açık bir hak verilmiyor ve demokratikleşme bağlayıcı takvime alınmıyor. Geçmiş örneklerde ağır sonuç doğuran üç eksiklik, Türkiye’de aynı metinde birleşiyor. Elbette silahların susması önemlidir. Kalıcı barış için hukuk da herkese aynı anda ve eşit işlemelidir. Aksi hâlde çatışma çözülmez, yalnızca kontrol altında tutulur; adalet ise sürekli ertelenir.

Silahlı Aktöre Kolaylık, Silahsız Muhalefete Ceza

Tekliften önce hazırlanan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”, silahsızlanmanın ötesine geçen öneriler içeriyordu.

Demokratikleşme bölümünde AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyum, şiddet içermeyen fiillerin terör suçu sayılmaması ve görevden alınan belediye başkanının yerine belediye meclisinin seçim yapması gibi başlıklar yer vardı. Kabul edilen 12 maddelik metin bu demokratikleşme paketini kanunlaştırmadı. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifin ana kaynağının Komisyon raporunun silahsızlanmaya ilişkin 6. bölümü olduğunu söyledi. Silahlı aktörün hukukî statüsünü düzenleyen hükümler bağlayıcı metne girerken raporun hukuk devleti ve demokratikleşmeye ilişkin 7. bölümündeki öneriler tavsiye düzeyinde kaldı.

Gerekçe, düzenlemeyi “ilk adım” olarak tanımlıyor ve ileride yeni kanunların çıkarılabileceğini belirtiyor. Bu vaat sonraki demokratikleşme adımları için bağlayıcı takvim veya güvence kurmuyor. Meclis silahlı aktöre ilişkin kolaylığı yasalaştırırken hukuk devleti reformlarını belirsiz bir tarihe bıraktı. Seçici adalet dedikleri tamda bu olsa gerek.

KHK mağdurları, kayyum uygulamaları, CHP yönetimindeki belediyeler ve parti siyasetçileri, siyasi tutsaklar, tutuklu gazeteciler ve “Yeni Parti”ye yönelik yargı baskısı bu eşitlik tartışmasının bağlamını oluşturuyor.

Türkiye’deki bu düzenleme ne yazık ki, Çeçenistan örneğini hatırlatıyor. Türkiye ile Çeçenistan aynı örnek değil elbette, ancak bu karşılaştırma afların hangi sonucu üretebildiğini görebilmek açısından önemlidir. Rusya’nın 2003 ve 2006 afları silahlı aktörleri Kadirov yönetimi üzerinden sisteme bağladı. Ama sivil alanı genişletecek demokratik reform yapılmak yerine, Kadirov eliyle otoriter konsolidasyon güçlendirildi ve sivil muhalefetin alanı kapatıldı. Çatışma kontrol altına alındı, ama toplum demokratikleşmedi ve güç daha dar bir merkezde toplandı. Türkiye’de de demokratikleşme geciktikçe benzer bir kurumsal risk büyüyor. Barış için çıkarılan hukuk, iktidarın gücünü pekiştiren bir düzene dönüşüyor.

Muhalefetten gelen destek, metni hazırlayan ve yasalaştıran iktidarın asli sorumluluğunu azaltmıyor. Parti cetvelinde öne çıkan oylar şöyleydi: AKP’den 268, MHP grubundan 44, DEM Parti grubundan 55 ve CHP’den 29 milletvekili kabul oyu verdi. CHP’de ayrıca 2 ret ve 14 katılmama kayda geçti. İYİ Parti’den 29 milletvekili ret oyu kullandı. Yeni Parti’de 35 milletvekili kabul, 54 milletvekili ret oyu verdi ve 2 milletvekili oylamaya katılmadı.

Geniş oy desteği asıl sorunu ortadan kaldırmıyor. Kanun, hukukî kolaylığı tek bir kesime tanıyor ve bunu toplumun geneline yayacak hiçbir mekanizma içermiyor. Sorgulanması gereken de bu zaten: Muhalefet, neden desteğini kapsamın herkese genişletilmesi güvencesine bağlamadı? CHP’li belediyeler ve siyasetçiler baskı altındayken CHP’den 29, yargı baskısı süren Yeni Parti’den 35 kabul oyu çıktı; kendi seçmeni hukuk baskısı altındaki DEM Parti de desteğini esirgemedi. Adaletin tek kesime indirgenmesine böyle bir şart ileri sürülmeden verilen destek, bir kere daha seçici düzeni meşrulaştırdı. Muhalefet partileri de böylece bir kere daha bu düzenin siyasal sorumluluğunu paylaşmış oldu.

Barış, Yürütmenin Takdirine Bırakılamaz

Silahların bırakılmasını ben de destekliyorum. İtirazım, barışın yürütmenin takdirine ve seçici hukuka bağlanmasına. Zira kalıcı barış ortak, eşit ve denetlenebilir kurallar ister.

İlk ihtiyaç, silahların teslim edildiğini ve örgütsel yapının sona erdiğini doğrulayacak, tarafların ve toplumun güvenebileceği bağımsız bir izleme mekanizmasının oluşturulmasıdır. Bu işi uluslararası bir kurum veya güvenilir yerli bir yapı üstlenebilir. Belirleyici ölçü yürütmeden bağımsızlıktır.

İkinci ihtiyaç, ertelemeden yararlanacak kişilerin hakikatin ortaya çıkarılmasına katkısını, bireysel sorumluluklarını ve mağdurların tazminat hakkını düzenleyen mağdur merkezli bir geçiş dönemi adaletidir. Barış, mağdurdan susmasını isteyen bir pazarlığa dönüşmemelidir.

Üçüncü ihtiyaç, Komisyon raporundaki hukuk devleti ve demokratikleşme önerilerini bağlayıcı bir takvime kavuşturmaktır. Silahlı aktöre tanınan kolaylık, silahsız siyasal alanı genişleten reformlarla tamamlanmadıkça seçici adalet şüphesi ortadan kalkmayacaktır.

Bu üç güvence belki süreci yavaşlatabilir, ama hız barış hukukunun tek ölçüsü olmamalıdır. Toplumun güvenemediği doğrulama, mağdurun kendisini bulamadığı hukuk ve takvimi belirsiz demokratikleşme vaadi uzun vadeli meşruiyeti tesis edemez.

Bu güvenceler eklenmeden Çerçeve Yasa kalıcı bir barış düzeni sayılamaz. Mevcut metin, silahsızlanmayı yönetme ve cezasızlığın sınırlarını belirleme yetkisini yürütmede toplarken demokratikleşmenin takvimini iktidarın takdirine bırakıyor. Sonuç olarak bu yapı, barışı güvenceye almak yerine yürütmenin gücünü pekiştirmeden öteye geçmiyor.


Kaynaklar:

Kanun teklifi ve Komisyon raporu — TBMM Sıra Sayısı 290

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu

10 Ağustos 2026 TBMM Genel Kurul görüşmeleriKanun teklifinin maddeleri ve gerekçesi