Günlük kıyafetleriyle gittiği davette ilgi görmeyen Nasreddin Hoca, kürkünü giyip yeniden gelince başköşeye oturtulur. Hoca, ikramın kendisine yapılmadığını anlatmak için kaşığı kürküne uzatıp “Ye kürküm ye” der.
Çerçeve Yasa konusu da aynen bu şekilde gelişiyor: Aynı hukuk, aynı usul ama aktörlere göre şekillenen seçmeli adalet. Silahlı aktöre erteleme ve cezasızlık; silahsız muhalife ceza.
Hukuk, kişinin sırtındaki kürke göre değişiyorsa orada millî birlikten önce adalet sorunu vardır.
Çerçeve Yasa’nın Getirdikleri
“Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun raporu silahsızlanma, hukuk devleti ve demokratikleşme başlıklarını ele aldı; “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” raporun silahsızlanmaya ilişkin 6. bölümünü esas aldı. Raporda hukuk devleti ve demokratikleşme gibi başka başlıklar da yer almasına karşın, teklifi hazırlayan AKP’li üyeler süreci yalnızca PKK’ya ilişkin düzenlemelerin bulunduğu bu bölüm üzerinden ilerletti.
Teklif 367 milletvekilinin imzasıyla 5 Ağustos 2026’da TBMM’ye (Türkiye Büyük Millet Meclisi) sunuldu; 8 Ağustos’ta Adalet Komisyonunda, 10 Ağustos’ta 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla Genel Kurulda kabul edildi.
Düzenleme çok yeni. Bu nedenle önce Meclisin kabul ettiği 12 maddeye bakmak gerekiyor.
Kanun yalnızca PKK, KCK ve bağlantılı oluşumlar için özel bir hukuk yolunu düzenliyor. Sistemin işleyişi iki karara bağlı: Önce güvenlik kurumları örgütün fiilî varlığını sona erdirdiğini ve silahlarını teslim ettiğini tespit edecek. Sonra MGK bu tespiti teyit eden bir karar alacak ve bu karar Resmî Gazete’de yayımlanacak.
Bu şartlar gerçekleştiğinde, üst sınırı 15 yıl ve altında olan suçlardaki soruşturma, kovuşturma veya infaz beş yıl ertelenecek. Daha ağır suçlarda ve müebbet hapis cezalarında erteleme süresi on yıl olacak. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 öncesindeki müebbetlik suçlar kapsam dışında tutuluyor. Düzenlemeden yararlanmak isteyen kişinin MGK kararından itibaren altı ay içinde yazılı başvuru yapması gerekiyor.
Sekizinci madde ile silahların teslim alınması ve kayıt altına alınması usulü düzenleniyor.
Erteleme, dosyanın yalnızca bekletilmesi anlamına gelmiyor. Süre boyunca dava ve ceza zamanaşımı işlemeyecek, dosyalar ile deliller korunacak ve bireysel erteleme kararlarına itiraz edilebilecek. Kişi bu dönemde yeniden terör suçu işlerse erteleme kaldırılacak. Süre yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlanırsa, soruşturmada sürecinde “kovuşturmaya yer olmadığına”, açılmış davada ise “düşmeye” karar verilerek ertelenen ceza infaz edilmiş sayılacak.
Yedinci madde, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlık ettiği ve ilgili bakanlarla güvenlik bürokrasisinin üst düzey isimlerinden oluşan yürütme ağırlıklı bir Kurul oluşturuyor. Süreci fiilen yöneten bu Kurul, belirli süreler geçtikten sonra hak yoksunluklarının kaldırılmasını yargı mercilerinden isteyebiliyor ve son kararı yargı veriyor. Kanunun ayrıca öngördüğü TBMM İzleme Komisyonu ise bu Kuruldan ayrı bir yapıdır ve yetkisi izleme ve tavsiyeyle sınırlı kalıyor.
Onuncu madde ise kamu görevlilerinin sorumsuzluğunu düzenliyor: Görevliler hakkında görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluk doğmayacağını hükme bağlıyor.
İktidarın “Af değil” Sözü Sonucu Değiştirmiyor
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve TBMM Adalet Komisyonu Başkanı AKP’li Cüneyt Yüksel, düzenlemenin af olmadığını savunuyor. Savunmanın dayanağı, düzenlemenin mahkûmiyetleri ilk günden silen klasik bir genel af kurmaması: İki isim de bireysel başvuru şartını, bazı ağır suçların kapsam dışı bırakılmasını ve erteleme döneminde yeniden terör suçu işlenirse kolaylığın kaldırılmasını gerekçe gösteriyor.
Ancak bu teknik ayrım, düzenlemenin ulaştığı sonucu ortadan kaldırmıyor. Beş veya on yıllık sürenin sonunda soruşturma kapanıyor, dava düşüyor ya da ceza infaz edilmiş sayılıyor. Ceza hiç infaz edilmeden dosya kalıcı biçimde kapanıyor; devlet, ceza iddiasından süre sonunda tümüyle vazgeçmiş oluyor. Kişi bakımından pratiğe yansıyan sonuç, affın sağlayacağı sonuçtan farklı olmuyor. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir’in “infaz ertelemesi diyerek affı saklayamazsınız” itirazı da buraya dayanıyor.
Klasik genel aftan farklı, belirli bir davranış şartına bağlanmış bir cezasızlık mekanizması ortaya çıkıyor. Yani “koşullu cezasızlık” kavramı, ceza sürecinin beş veya on yıllık şart tamamlandığında sona ermesini anlatıyor.
Adına çerçeve yasa denilen bu sistem herkes için geçerli bir hukuk kuralı olarak kurulmadı ve yalnızca PKK/KCK kapsamındaki kişileri kapsayacak. Tartışma bu noktada kanunların genelliği, hukukta eşitlik ve hukuk devleti ilkelerinin yok sayılması ile iktidarın kim için istisna oluşturduğu üzerine başlıyor. Kapsam dışında kalanlar Mecliste itiraza konu olan Gülen yapılanması mensuplarıyla sınırlı değil: Gezi davası hükümlüleri, yargı baskısı altındaki CHP’li belediye başkanları ve siyasetçiler, KHK ile ihraç edilenler ve tutuklu gazeteciler de şiddete başvurmadıkları hâlde aynı hukuk düzeninde ceza baskısı altında kalmaya devam edecek. Silahlı örgüt mensubuna erteleme tanıyan devlet, silahsız muhalefete benzer bir kolaylık öngörmüyor.
Feti Yıldız düzenlemeyi İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ve Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) örnekleriyle “Türkiye Modeli” olarak savundu. İktidarın başvurduğu bu örnekler, yasayı doğrulamaktan çok metinde bulunmayan güvenceleri görünür kılıyor.
IRA ve FARC: Garantörlük ve Toplumsal Dönüşüm
Kuzey İrlanda ve Kolombiya başarı koşulları bakımından görece güçlü örnekler sayılıyor. Bu örneklerde, silahların bırakıldığına devlet veya örgüt tek başına karar vermedi. Süreci bağımsız yapılar izledi ve silahsızlanma, daha geniş siyasal düzenlemelerle birlikte yürüdü.
Garantörlüğü yabancı bir kurumun üstlenmesi şart değildir. Yürütmeden bağımsız ve güvenilir bir yerli yapı da bu görevi yapabilir. Ölçü basittir: Taraflardan biri kendi başarısını tek başına ilan edememelidir.
Kuzey İrlanda’da silahsızlanmayı Bağımsız Silahsızlanma Komisyonu (IICD) doğruladı ve devletin veya IRA’nın “silahlar bırakıldı” demesi yeterli sayılmadı. Dış garantörlük iki tarafın da uyması gereken ortak ölçüyü oluştururken güç paylaşımı kuruldu, siyasal temsil genişledi ve siyaset alanı toplumun daha geniş kesimlerine açıldı.
Kolombiya’da FARC’ın silah bırakmasını BM doğruladı. Özel Barış Yargısı (JEP), gerçeği anlatan ve sorumluluğunu kabul eden kişilere alternatif ceza imkânı sunarken mağdurlar için tazminat öngörüldü. Kırsal reformla çatışmadan etkilenen bölgelerin ve silahsız halkın sürece katılması amaçlandı. Reform uygulanmayınca iyi hazırlanmış barış planı sahada karşılık bulamadı.
Tazminat ve yargılamaların hızı bu modellerde ciddi sorunlar yarattı. Bu noktada işe yarar bir karşılaştırma için üç ortak unsur önem Taşımaktadır: Bağımsız doğrulama, terör suçlarından dolayı mağdur olanlarla ilgili tanımlanmış haklar ve toplumun geneline uzanan siyasal reformlar.
Çerçeve Yasa silah teslimini kayda bağlıyor, bağımsız garantör öngörmüyor ve mağdur için hakikat ile tazminat yolu kurmuyor. Buradaki mağdur soyut bir kavram değil: Çatışmada yakınını kaybeden aileler, sivil ölümlerin failini bugün de bilmeyen yakınlar ve köyünden zorla göç ettirilenler. Hakikat, bu insanların yakınlarına ne olduğunu resmî bir kayıtla öğrenebilmesi; tazminat, uğradıkları kaybın devletçe tanınıp karşılanması demek. Kolombiya’da JEP, hakikati anlatmayı hukukî kolaylığın şartı yaptı; Çerçeve Yasa’da ise mağdurun başvurabileceği bir makam da kanunda yazılı bir hakkı da yok. Demokratikleşme önerileri de bağlayıcı kanunda yer almayıp Komisyon raporunda kalıyor. Bu eksikler ortadayken IRA ile FARC isimlerini anmak Türkiye’deki düzenlemeyi güçlü kılmaz. Bir barış modelinin gücü denetim ve eşitlik güvencelerinden gelir.
Bu konuya devam edeceğiz.
















