Yalova’daki DEAŞ Çatışması: Sessiz Hücreler, Görünmez Tetikleyiciler ve Gri Alanlar

Yalova’da 29 Aralık 2025 günü, güvenlik güçleri ile DEAŞ bağlantılı unsurlar arasında yaşanan silahlı çatışmada üç polis memuru şehit olurken, 6 DEAŞ militanı ölü ele geçirildi. Yaşananlar ilk bakışta münferit bir terörle mücadele operasyonu gibi okunabilir. Bence bu çatışma; DEAŞ’ın dönüşen yapısı, hücresel stratejisi ve daha önemlisi bu tür yapıların hangi koşullarda, kimlerin işine yarayacak biçimde harekete geçebildiği sorusu üzerine kafa yormayı gerektiriyor.

Türkiye’de uzun süredir hâkim olan “DEAŞ artık etkisiz” algısı, Yalova’daki çatışmayla birlikte tekrar sorgulanır hale geldi. Irak ve Suriye’de toprak hâkimiyetini kaybeden örgüt, klasik anlamda bir ordu olmaktan çıkmıştı. Ancak bu durum, örgütün ideolojik, lojistik ve operasyonel kapasitesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu. Aksine DEAŞ, son yıllarda daha sessiz, yerelleşmiş ve iz sürülmesi zor bir forma evrilmiş durumdaydı.

Bu dönüşümü DEAŞ’ın yakalanan üst düzey bir yöneticisi “stratejik sabır” şeklinde ifade etmiştir. Büyük ve ses getiren eylemler yerine, uzun süre görünmez kalmayı, topluma karışmayı ve uygun koşulların oluşmasını bekleyen bir yapıya dönüşümü ifade eden “stratejik sabır” safhasında, hücreler çoğu zaman doğrudan eylem planlamazlar. Bununla birlikte tetikleyici bir gelişme, uygun bir boşluk ya da yönlendirici bir atmosfer oluştuğunda hızla aktive olabilecek bir potansiyeli de muhafaza ederler.

Yalova’daki çatışmaya ilişkin sonradan ortaya çıkan bilgiler, söz konusu hücrenin klasik anlamda pasif bir “uyuyan bir hücreden” ziyade, eylem aşamasına yaklaşmış silahlanma ve hazırlık sürecini belirli ölçüde tamamlamış aktif bir hücre niteliği taşıdığına işaret etmektedir. Bu durum, olayın DEAŞ’ın “stratejik sabır” olarak tanımlanan yeraltı evresinden, geçiş fazı ya da operasyonel eşik olarak adlandırılabilecek daha kritik bir mikro-evreyi temsil edebileceğini düşündürmektedir. Nitekim yılbaşı öncesinde beklenen olası DEAŞ eylemlerine ilişkin istihbarat değerlendirmeleri doğrultusunda, birçok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen operasyonlar, örgütün bu dönemde harekete geçebilecek unsurlarının kolluk kuvvetlerince öngörüldüğünü ortaya koymaktadır.

Yalova gibi görece sakin ve düşük riskli kabul edilen bir şehirde yaşanan çatışma, tam da bu nedenle şaşırtıcı değil. Bu tür yerler, düşük profilli örgütlenme açısından elverişli alanlar sunuyor. Ancak asıl dikkat çekici soru şu: Bu hücreler ne zaman, hangi koşullarda ve kimin lehine harekete geçiyor?

Burada, daha önce PUGAT ’ta yayınlanan örtülü operasyonlar konulu yazımda ifade ettiğim tahrik ve yol verme yöntemleri ile katalizör eleman kavramlarını hatırlamak gerekir. Tarihsel örnekler, terör örgütlerinin her zaman kendi başına ve tamamen özerk biçimde hareket etmediğini, kimi zaman daha büyük güç mücadelelerinde kullanışlı araçlara dönüştürülebildiğini göstermiştir. Bu, örgütlerin “masum” olduğu anlamına gelmez. Fakat eylemin nihai faydasının her zaman örgütle sınırlı kalmadığını ortaya koyar.

Yalova’daki olayda da benzer bir gri alan dikkat çekmektedir. Çatışmanın yaşanmış olması, ya olası bir saldırı hazırlığının erken bir aşamada deşifre edildiğini ya da militanların, kendi eylemleri öncesinde karşılaştıkları beklenmeyen bir müdahaleyi kapsamlı bir operasyon olarak algılayarak silahlı direnişi tercih ettiklerini düşündürmektedir. Her iki ihtimal de, hücrelerin yalnızca ideolojik değil, operasyonel bir kapasiteyi hâlâ koruduğunu gösteriyor. Ancak şu soru açık kalıyor: Bu hücreler, kendi iç motivasyonlarıyla mı, yoksa daha geniş bir bölgesel ya da siyasal iklimin etkisiyle mi hareketleniyor?

DEAŞ’ın dijital alandaki faaliyetleri bu noktada kritik bir rol oynuyor. Türkçe propaganda, sosyal medya ağları ve kapalı platformlar üzerinden yürütülen radikalleştirme faaliyetleri, özellikle yerel unsurların devreye sokulmasını kolaylaştırıyor. Yerel unsurlar, yabancı savaşçılara kıyasla hem daha az dikkat çekiyor hem de toplumsal dokunun içine daha rahat karışabiliyor.

Öte yandan, DEAŞ hücrelerinin harekete geçmesinde dış tetikleyicilerin rolü de göz ardı edilmemeli. Suriye’deki gelişmeler, örgüt mensuplarına yönelik operasyonlar, Avrupa’da yaşanan provokatif olaylar ya da küresel ölçekte yükselen İslamofobi dalgaları, örgütün intikam ve mağduriyet söylemini yeniden canlandırabiliyor. Bu tür dönemler, yalnızca örgüt ideolojisi açısından değil, onu kullanmak isteyen aktörler açısından da elverişli bir zeminyaratabiliyor.

Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur:

Her terör eylemi ya da çatışma, mutlaka tek bir merkezin planladığı büyük bir komplonun ürünü olmak zorunda değildir. Ancak bazı olaylar, örtülü operasyon literatüründe tanımlanan “tahrik”, “yol verme” ya da “boşluk bırakma” yöntemleriyle örtüşen sonuçlar doğurabilir. Bu sonuçlar; iç siyasetin yeniden dizaynı, güvenlik politikalarının sertleşmesi, toplumsal korkunun derinleşmesi ya da uluslararası alanda belirli anlatıların güçlenmesi şeklinde ortaya çıkabilir.

Son olay, DEAŞ’ın “stratejik sabır” olarak ifade ettiği, yer altına indiği uyku fazından tetikleyici koşullarla hızla aktif hale dönüşüm potansiyelini göstermiştir. Bu uyarı, sadece güvenlik operasyonlarının derinleştirilmesini değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal aklın olayların görünmeyen arka planını sorgulamasını gerektiriyor.

Son olarak şu iki önemli soruyu sorarak yazımızı noktalayalım. Birincisi: Örgütün ideolojik varlığı Türkiye’de nasıl yayılıyor? Ve ikinci soru: Örgüt hücreleri kimlerin lehine ve hangi boşluklarda harekete geçiyor?

Yalova’da yaşanan çatışma, görünen DEAŞ’a yönelik yanlarının yanı sıra, genel olarak terör tehdidi açısından, gri alanları çok olan bir kavşak noktasıdır.

Dipnot: “Stratejik Sabır” kavramı International Crisis Group (Uluslararası Kriz Grubu) tarafından hazırlanan ve 28 Şubat 2023 tarihinde yayımlanan “An Enduring Challenge: ISIS-linked Foreigners in Türkiye” (Kalıcı Bir Meydan Okuma: Türkiye’deki IŞİD Bağlantılı Yabancılar) başlıklı raporun “Worried Watchers” (Endişeli Gözlemciler) bölümünde yer almaktadır.

Kaynakça

  1. Örtülü Operasyon Yöntemi Olarak Suikast ve Terör Saldırıları.
  2. Avrupa’da IŞİD’in hücresel yapılanması, yerel radikalleşme ve düşük profilli eylem stratejileri:Europol2024, Europol2023, Europol2022
  3. IŞİD’in toprak kaybı sonrası örgütsel dönüşümü ve küresel hücre yapıları
  4. Crisis Group – An Enduring Challenge: ISIS-linked Foreigners in Türkiye