Dünyada her otuz kişiden biri göçmen; zorla yerinden edilenlerin sayısı 2025’te on yıl sonra ilk kez gerilese de 118 milyona yakın. Avrupa bu hareketin merkezinde: AB’nin verdiği ilk oturma izinleri 2023’te on yılın zirvesine çıktı.
Göçün ne olduğuna ve nedenlerine baktıktan sonra bu bölümde güncel küresel göç trendleri ve Avrupa’daki göç hareketleri irdelenecektir.
Bu yazıda önce göçle alakalı bazı istatistikler ve güncel gelişmeler ele alınacak ve daha sonra da göçün toplumlar ve nüfus yapıları üzerindeki etkileri tartışılacaktır. Ayrıca özellikle Almanya ve Hollanda gibi ülkelerden örneklerle Avrupa’nın göç profili analiz edilecektir.
Küresel Eğilimler
Uluslararası göçmen sayısı her yıl artış eğilimindedir. Dünya genelinde 1990’da 150 milyon civarında olan uluslararası göçmen sayısı 2020’de 281 milyonu bulmuştur ve bu sayı gün geçtikçe artmaktadır.
BM verilerine göre 2024 ortası itibarıyla dünya genelinde uluslararası göçmen sayısı yaklaşık 304 milyona ulaşmıştır. Bu kişiler farklı sebeplerle ülkelerinden ayrılmış durumdadır: Örneğin bir kısmı işçi olarak çalışmak için, bir kısmı aile birleşimi yoluyla ve önemli bir bölümü de zorunlu göç kapsamında yer alıyor.
Küresel zorunlu göç rakamları özellikle son dönemde çarpıcı biçimde yükselmiştir ve elbette Avrupa da bu konuda nasibini almıştır. Avrupa (bölge genelinde), 2024 ortası itibarıyla yaklaşık 94 milyon uluslararası göçmen barındırmaktadır ve bunun da 16,8 milyonu Almanya’da bulunmaktadır.
BM Mülteci Örgütü (UNHCR) verilerine göre 2024 sonunda dünya çapında çatışma, savaş ve zulüm nedeniyle 123,2 milyon kişi zorla yerinden edilmişti. 2025 sonunda bu sayı, son on yılda ilk kez gerileyerek yaklaşık 117,8 milyona indi. Bunun 41,6 milyonu mülteci, 68,7 milyonu ülke içinde yerinden edilmiş kişilerden oluşuyor. Yani dünya nüfusunun yaklaşık %1,4’ü bugün zorunlu yerinden edilme yaşamaktadır.

Bu rakamlarda başta Almanya ve Hollanda olmak üzere AB ülkeleri refah ve yaşam koşulları sebebiyle önemli hedef ülkeler konumundadır. Bu denli büyük göç hareketleri, hem kaynak hem de hedef ülkelerde ekonomik ve sosyal baskılar oluşturmakta, uluslararası iş birliğinin, göç uzmanlarının ve danışmanların önemini artırmaktadır.
Avrupa’daki Göç Trendleri
Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda hem düzenli göçmenlerin hem de sığınmacıların yoğun olarak hedeflediği bölgelerdir. 2023 yılında AB ülkeleri, AB üyesi olmayan ülke vatandaşlarına toplam 3,7 milyon ilk oturma izni vermiştir. Bu, 2022’ye kıyasla %4,7’lik bir artışa işaret etmekte ve veri toplamanın başladığı 2013 yılından bu yana en yüksek yıllık değeri temsil etmektedir.
2024’te ise AB’nin verdiği ilk oturma izni sayısı %8,3 azalarak yaklaşık 3,5 milyona geriledi. Düşüş en çok çalışma amaçlı izinlerde (%12,2) yaşandı. Aşağıdaki dağılım 2023 verilerine dayanmaktadır. Bu izinlerin dağılımına bakıldığında Avrupa’ya gelen göçmenlerin gerekçeleri şu şekilde sıralanabilir:
1- İş ve İstihdam Temelli Göç
2023’te verilen oturma izinlerinin %33,8’i (yaklaşık 1,3 milyon) çalışma amacıyladır. Avrupa ekonomileri, kendi işgücü açığını kapatmak üzere çok sayıda yabancı işçi çekmektedir. Özellikle bilişim teknolojileri, mühendislik, sağlık gibi sektörlerde yetişmiş insan gücüne talep yüksektir. Örneğin, Hindistan, Ukrayna, Belarus ve Türkiye gibi ülkelerden AB’ye gelenlerin büyük kısmı iş amaçlı vizeler almıştır.

2- Aile Birleşimi (Family Reunification) Temelli Göç
Tüm izinlerin %26,4’ü aile birleşimi kapsamındadır (eş, çocuk, ebeveyn getirilmesi gibi). Bu kategoride Fas vatandaşları ilk sıralarda yer almaktadır. Avrupa’da Faslı ve Türk göçmenler, aile birleşimi yoluyla en çok oturum izni alan gruplardan biridir. Doğal olarak iş veya iltica nedeniyle daha önce gelen göçmenlerin ailelerini getirmesiyle bu kategori büyümektedir.
3- Uluslararası Koruma
İzinlerin %25,6’sı ise insani nedenler ve diğer kapsamındadır. Bu başlık, iltica ve mülteci kabulü gibi uluslararası koruma durumlarını içerir. 2022’den 2023’e insani kategoride de artış yaşanmıştır (+%5,3). 2023’te Avrupa’da en çok insani oturma izni alan gruplar arasında Belaruslular (148.957 kişi), Suriyeliler (127.043), Afganlar (97.339) ve Ukraynalılar (53.186) bulunmaktadır. Bu rakamlar, özellikle Ukrayna krizi ve Belarus’taki siyasi baskılar gibi bölgesel gelişmelerin Avrupa’ya yansımalarını göstermektedir. Türkiye’den ise dini inanç, sosyal topluluk, etnik köken veya cinsel yönelim gibi sebeplerle Avrupa’ya ilticalar gerçekleşmektedir.
4- Eğitim Temelli Göç
İzinlerin %14,3’ü eğitim amaçlıdır. Bu oran küçük gibi görünse de 2023’te eğitim kategorisi en büyük artışı göstermiştir (+%13,5). Avrupa üniversiteleri, dünyanın dört bir yanından öğrencileri çekmektedir. Özellikle Hindistan (38.157 öğrenci), Çin (35.620) ve ABD (26.821) vatandaşları Avrupa’daki eğitim izinlerinden en çok yararlananlar olmuştur. Avrupa’nın kaliteli yükseköğrenim kurumları ve araştırma imkanları, dışarıdan öğrenci akışını sürekli kılmaktadır.
Avrupa’da Asylum (İltica) Trendleri
Düzensiz göç ve iltica başvuruları da Avrupa gündeminin önemli bir parçasıdır ve ayrıca ele alınmayı hak etmektedir. 2023 yılında AB+ ülkelerine 1,14 milyon sığınma başvurusu yapılmıştır ve bu rakam 2015–2016 mülteci krizinden sonraki en yüksek düzeye işaret etmektedir.
Günümüze gelindiğinde ise, Avrupa genelinde göç yönetimi, siyasi tartışmaların merkezinde yer almakta; özellikle yükselen aşırı sağ partiler göç karşıtı söylemlerini sertleştirirken, merkez partiler ise kontrollü göçü destekleyen daha dengeli politikalar geliştirmeye çalışmaktadır. Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde iş gücü açığı nedeniyle nitelikli göçe ihtiyaç duyulsa da, iltica ve düzensiz göç alanında kamuoyunda kutuplaşma gözle görünür bir şekilde belirginleşmiştir. AB içinde dayanışma ve yük paylaşımı konuları sıkça krizlere yol açarken, Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi göç yolları üzerindeki sınır ülkeleri yoğun başvurular nedeniyle baskı altındadır.
Son yıllarda ise bu gelişmelerden dolayı AB+ ülkelerine yapılan sığınma başvurularında düşüş gözlemlenmektedir: 2024 yılında 1,01 milyon başvuru alınarak önceki yıla göre %11 oranında gerileme kaydedilmiş; 2025’te başvurular %19 azalarak yaklaşık 822 bine, 2026’nın ilk yarısında ise yaklaşık 332 bine geriledi. Bu düşüşe rağmen Afganlar, Venezuelalılar, Suriyeliler ve Türk vatandaşları başvurularda üst sıralarda yer almayı sürdürdü.
Artan sığınmacı sayısı, AB içinde Dublin Sistemi olarak bilinen mevcut iltica düzenlemelerinin (ilk giriş ülkesinin sorumluluğu) yetersizliklerini tekrar tartışmaya açmıştır. Nitekim 2015’teki krizde Yunanistan, İtalya gibi ülkelere yığılan başvurular diğer üyelerle gerilim yaratmıştı.
Bunu çözmek için AB ülkeleri uzun süredir yeni bir Göç ve İltica Paktı üzerinde müzakereler yürütmüş ve Aralık 2023’te temel konularda anlaşmaya varmış, Pakt Mayıs 2024’te kabul edilmiş ve 12 Haziran 2026’dan itibaren uygulanmaya başlamıştır. Yeni düzenlemeler ile sığınmacıların üye ülkelere daha adil dağılımı ve sınır prosedürlerinin hızlandırılması hedeflenmektedir. Örneğin, yeni dayanışma mekanizmasına göre her üye ülke dayanışmaya katılmak zorundadır; ancak bunu sığınmacı kabul ederek, mali katkı yaparak ya da operasyonel destek sağlayarak yerine getirebilir.
Sonuç olarak, Türkiye kaynaklı ve Avrupa hedefli göç hareketlerine ilgi duyan herkesin bu eğilim ve trendleri bilmesi ve de rakamların gücünden faydalanabilmesi gerekir.
Kaynaklar
- IOM – World Migration Report worldmigrationreport.iom.int
- UNHCR – Global Trends unhcr.org
- Eurostat – Residence permits ec.europa.eu
Ayda bir · ücretsiz
Ayın Pusulası
Ayda bir, Avrupa’nın güvenlik ve göç gündeminden 5 madde ve ayın PUGAT yazıları e-postanızda.
Bülten kaydı yakında açılıyor.
Sıradaki okuma
PUGAT nedir? Avrupa’dan güvenlik, göç ve toplum üzerine Türkçe, Almanca ve İngilizce bağımsız analizler yayımlayan, kâr amacı gütmeyen bir topluluk.
Ana sayfaya git
