Çevrimiçi nefret ve siber zorbalık, dijitalleşen dünyamızda artık bir “ekran süresi” tartışmasından çok daha fazla anlama sahip. Bireyin sinir sistemini, uyku düzenini ve toplumsal bağlarını aşındıran çok katmanlı bir halk sağlığı meselesi ile karşı karşıyayız. Kaydırıp geçtiğimiz bir yorum, organize bir “mention” saldırısı ya da manipüle edilmiş içerikler pek çok kişiyi özellikle de çocukları ve gençleri birer mağdura dönüştürüyor. Ve bu mağdurların zihninde uzun süreli stres, kaçınma davranışları ve kronik ruhsal yükler birikiyor.
Bu çerçevenin güncel bir göstergesi ise son haftalarda dünya gündemini sarsan Epstein dosyaları oldu. Belgelerin yayımlanma biçimi, “bilgiye erişim” tartışmalarının yanı sıra, mağdurların mahremiyeti, isim avcılığı, yanlış itham ve çevrimiçi taciz sorunlarını da görünür kıldı.
ABD’de yayımlanan bazı Epstein dosyası içeriklerinde mağdurlara ait kişisel bilgilerin yeterince gizlenmemesi, isimlerin sosyal medyada dolaşıma girmesi ve bazı mağdurların doğrudan çevrimiçi tacize maruz kalması gibi konular hararetle tartışılıyor.
“Hukuki süreç” ile “dijital kalabalığın merakı” arasındaki çizgi silikleştiğinde ortaya bir bedel çıkıyor ve ne yazık ki bu bedeli çoğu zaman yine mağdurlar ödüyor.
Avrupa Birliği (AB)’nin, siber zorbalığı “dijital güvenlik ekosistemi” içinde ele alan yeni bir eylem planını duyurması bu kapsamda üzerinde durulmaya değer bir gelişme olarak görülmelidir. Bu plan, dijital alanda onur, mahremiyet ve güvenlik kavramlarını “temel hak” düzlemine yeniden yerleştirmeyi hedefliyor.
Rakamlarla Gerçeklik
Bugün ortaya çıkmış olan siber zorbalığın sınırları, münferit vakalarla açıklanamayacak kadar genişlemiş vaziyette. Avrupa Komisyonu’nun paylaştığı değerlendirmeler, 11–15 yaş aralığında her 6 çocuktan 1’inin siber zorbalıktan etkilendiğini vurguluyor.
AB’nin eylem planı, özellikle çevrimiçi mağduriyetin daha sık ortaya çıktığı grupları görünür kılıyor. Bunlar arasında; engelli çocuklar ve gençler, etnik/dini azınlıklar, göçmenler, mülteciler, LGBT bireyler ilk sırada akla gelenler.

Eylem planına dayanak oluşturan verilere göre, 10 Avrupalıdan 9’undan fazlası kamunun çocukları siber zorbalığa karşı korumak için tedbir almasını “acil ve zorunlu” görüyor.
Görünen o ki, teknolojik gelişmeler, zorbalık repertuvarını da genişleterek yeni zarar türleri üretiyor. Yapay zekâ ile düşük maliyetlerle üretilen deepfake içerikler, özellikle cinselleştirilmiş ifşa ve itibarsızlaştırma kampanyalarında yüksek yıkım etkisi yaratıyor. AB’nin eylem planı, bu riskleri mevcut AB mevzuatının (DSA ve AI Act) daha hedefli uygulanması üzerinden ele almayı amaçlıyor. Özellikle yapay zeka araçları marifetiyle üretilen manipüle edilmiş içeriklerin etiketlenmesi ve aldatmaya dönük kullanımların sınırlandırılması gerektiğine dair görüşler ciddi biçimde ele alınıyor.
Siber Zorbalığın Anatomisi
Bu noktada siber zorbalık ve akran zorbalığı kavramlarını birbirinden ayırmak yerinde olur. Siber zorbalığın en dikkat çeken yönü saldırının zaman ve mekândan bağımsız oluşudur. Okulla ya da arkadaş buluşmalarıyla sınırlı olmayan, evin içini bile güvensiz hale getirebilen bir zorbalıkla karşı karşıyayız desek yanlış olmaz.
Konuyu dijital şiddet bağlamında biraz açmakta yarar var. Dijital şiddet terminolojisinde tahrik, taciz ve siber tehdit olarak adlandırabileceğimiz üç saldırı biçimi öne çıkmaktadır. Bu saldırılar ile birlikte; kasıtlı provokasyonlar, hakaretler, süreklilik arz eden aşağılayıcı mesajlar, şiddet ve ölüm tehdidine varan söylemler mağdurların hayatını alt üst etmektedir.

Bu noktada fail-mağdur çizgisinin dijital ortamda sık sık birbirinin içine girmesi de sık karşılaşılan bir durumdur. Mağdur, intikam dürtüsüyle, maruz kaldığı baskının bir benzerini ya da tastamam taklidini uygulamaya girişebilmektedir. Velhasıl, zorbalık yapan kişinin geçmişte zorbalığa uğramış olması, dürtüsellik ya da duygusal denge sorunları taşıması yaygın bir durum olarak görülmektedir.
Nitekim AB belgesinde de siber zorbalığa maruz kalanların bir kısmının zaman içinde zorbalığa yöneldiği, bu nedenle çocuk dostu ve dikkatli bir çözüm tasarımının gerektiği vurgulanmaktadır.
Çözüm Odaklı Strateji
AB planı, çocukların gizli bildirim yapabildiği, kanıt saklayabildiği ve ilgili birimlere hızla yönlendirilebildiği bir uygulama modelini öne çıkarıyor.
Çocukların çevrimiçi güvenliğinin bir hak olduğu ve siber zorbalığın bunu zedelediğinin vurgulandığı planda, bildirim yapmanın “zor” olmaması gerektiği üzerinde duruluyor. “Raporlamak, zorbalık yapmaktan daha kolay olmalı.” şeklinde formülleştirilen bu uygulamanın nasıl ve ne zaman hayata geçirilebileceğine dair üye ülkelerin hızlı bir entegrasyon takvimi oluşturması gerekiyor. Umarım zarar üretmenin çok kolay, zararı durdurmanın, delil toplamanın ve destek kanallarına erişmenin ise hâlâ çok zor olduğu bu ortamda işler bir an önce tersine döner.
Dijital dünyada etik kuralların ve nezaketin, bir tercih olmanın ötesinde, zorunlu bir toplumsal güvenlik standardı olarak tasarlanması ve uygulanabilir politikalara dönüştürülmesi için güçlü bir kamuoyu baskısına ihtiyaç olduğunu göz önünde bulundurmalıyız.
Peki, AB’nin bu “kalkan” yaklaşımı, ekranların soğukluğunu ve zorbalığını kırmaya yetecek mi? Alınacak tedbirleri sessizce beklemek çözüme yeterince katkı sunmaz. Şeffaf performans göstergeleri ve platformların hesap verebilirliğine etki edecek kamuoyu takibi bu süreci hızlandıracaktır.
















