Uluslararası düzenlemelere ek olarak AB düzeyinde de üye ülkelerin uyması gereken ortak politikalar vardır ve Avrupa’ya göç etmek isteyen ya da bu alanda profesyonelleşmek isteyen herkes, AB’nin bağlayıcı düzenlemelerini de bilmek zorundadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) European Convention on Human Rights (ECHR), 1950
AİHS, doğrudan bir göç hukuku belgesi olmamakla birlikte, göç ve iltica süreçlerinde en çok atıf yapılan metinlerden biridir. Sözleşme, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını garanti altına alırken, göçmenler ve sığınmacılar açısından özellikle seyahat özgürlüğü, aile hayatına saygı hakkı, adil yargılanma hakkı ve insanlık dışı muamele yasağı gibi hükümler kritik önem taşır. Bu yönüyle AİHS, göçmenlerin ve mültecilerin Avrupa ülkelerinde maruz kaldıkları muamelelerin hukuki denetiminde vazgeçilmez bir referans noktasıdır.
AİHS’in uygulanmasını denetleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ise göç alanında çok sayıda emsal karar üretmiştir. Sınır dışı veya geri gönderme işlemlerinde kişilerin hayatının ya da özgürlüğünün tehdit altında olabileceği durumlarda devletlere ciddi yükümlülükler getirmiştir. Ayrıca, aile birleşimi başvurularında aile hayatına saygı hakkını geniş yorumlayarak, devletlerin göç politikalarını insan hakları perspektifiyle dengelemesini sağlamıştır. Bu nedenle göç danışmanlığı pratiğinde AİHS hükümleri ve AİHM içtihadı, danışmanların hem hukuki hem de etik sorumluluklarını yerine getirmesinde vazgeçilmez bir dayanak niteliği taşır.
Schengen Anlaşması (1985) ve Schengen Sözleşmesi (1990)
Avrupa entegrasyonunun en önemli adımlarından biridir. Bu düzenlemelerle birlikte, üye ülkeler arasındaki iç sınır kontrolleri kaldırılmış ve vatandaşlara serbest dolaşım hakkı tanınmıştır. Ancak, iç sınırların serbestleşmesi karşılığında, dış sınırların güçlendirilmesi ve ortak bir sınır politikası uygulanması zorunlu hale gelmiştir. Bu durum, özellikle göç hareketlerinin kontrolü açısından kritik bir dönüm noktası olmuş; Schengen bölgesine giriş yapmak isteyen üçüncü ülke vatandaşları için ortak kriterler ve prosedürler geliştirilmiştir.
Schengen rejimi büyük önem taşır. Çünkü göç yolundakiler, farklı vize türleri, 90/180 kuralı (üçüncü ülke vatandaşlarının herhangi bir 180 günlük dönemde en fazla 90 gün kalabilmesi), transit geçiş hakları ve oturum izinleri gibi düzenlemeleri danışanlarına doğru bir şekilde aktarmak zorundadır. Yanlış bilgi veya hesaplama, göçmenler için overstay (vize ihlali), para cezası veya Schengen bölgesine giriş yasağı gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle Schengen düzenlemelerinin doğru anlaşılması, göç danışmanlarının temel uzmanlık alanlarından birini oluşturur.
Ortak Avrupa İltica Sistemi (CEAS)
Avrupa Birliği içinde sığınma başvurularını uyumlu hale getirmek amacıyla geliştirilmiş bir çerçevedir. Bu sistem, üye devletler arasında ortak standartlar getirerek hem başvuranların haklarını güvence altına almayı hem de üye ülkeler arasında yük paylaşımını daha dengeli kılmayı hedefler. CEAS, farklı direktif ve tüzüklerden oluşur ve özellikle mülteci tanımı, başvuru usulleri, kabul koşulları ve geçici koruma mekanizmalarını düzenler. Bu bağlamda aşağıdaki direktifler dikkat çeker:
İltica Usulleri Direktifi (Asylum Procedures Directive, 2013/32/EU)
İltica başvurularının nasıl işleneceğini belirler. Ortak prosedürler geliştirerek başvuruların adil, hızlı ve standart bir şekilde değerlendirilmesini ele alır ve hızlandırılmış prosedürleri teşvik eder. Başvurunun kabul edilebilirlik kriterleri, hızlandırılmış süreçler ve başvuranın adil yargılanma hakkı gibi usul güvenceleri bu direktifin kapsamındadır. Ayrıca açıkça dayanaksız başvurular için hızlı red süreçlerini de düzenler.
Yeterlilik Direktifi (Qualification Directive, 2011/95/EU)
Kimin mülteci ya da ikincil koruma (subsidiary protection) statüsü kazanabileceğini belirler. Zulüm, işkence, ayrımcılık veya silahlı çatışma gibi sebeplerle ülkesini terk eden kişilerin hangi koşullarda uluslararası koruma alabileceğini netleştirir.
Karşılama Koşulları Direktifi (Reception Conditions Directive, 2013/33/EU)
Yukarıdaki düzenlemelere paralel olarak sığınmacıların başvuru süreçlerinde sahip oldukları temel hakları güvence altına alır. Barınma, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim olanakları ve belirli koşullarda çalışma hakkı bu direktif kapsamında düzenlenir.
Geçici Koruma Direktifi (Temporary Protection Directive, 2001/55/EC)
Kitlesel göç akınlarında (örneğin Ukrayna savaşı) devreye giren bir mekanizmadır. Bu direktif, büyük ölçekli krizlerde bireysel başvurulara gerek kalmadan, toplu halde geçici koruma statüsü tanınmasını mümkün kılar.
Dublin Düzenlemeleri (Dublin III, 604/2013 sayılı AB Tüzüğü)
Bu düzenlemeler arasında belki de en önemli olanıdır. Avrupa Birliği’nin iltica sisteminde kritik bir yere sahiptir. Bu düzenlemenin temel amacı, bir sığınmacının hangi üye ülkeye iltica başvurusunda bulunması gerektiğini belirlemektir. Genel kural, kişinin ilk giriş yaptığı üye devletin başvurudan sorumlu olmasıdır. Böylece aynı kişinin birden fazla ülkede başvuru yapmasının (asylum shopping) önüne geçilmesi hedeflenmiştir.
Ancak bu sistem, özellikle Yunanistan ve İtalya gibi dış sınırlarda bulunan ülkelere yoğun başvuru yükü bindirdiği için uzun süredir AB içinde ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Bu ülkelerde insani koşulların yetersizliği ve süreçlerin tıkanması, Dublin düzeninin adil olmadığını ortaya koymuştur. Dublin kuralı büyük önem taşımaktadır: bir kişi ilk başvurusunu bir ülkede yaptıktan sonra başka bir AB ülkesine geçerse, büyük ihtimalle Dublin transferine tabi olur ve ilk giriş yaptığı ülkeye geri gönderilir. Bu nedenle kişilerin süreçleri şeffaf ve doğru anlamaları, başvuruların hangi ülkede yapılacağına dair bilinçli kararlar almaları gerekir.
EURODAC Sistemi (603/2013 sayılı AB Tüzüğü)
Avrupa Birliği’nin iltica ve göç yönetiminde en kritik teknik araçlardan biridir. Bu sistem, sığınmacıların ve AB dış sınırlarından düzensiz şekilde giriş yapan üçüncü ülke vatandaşlarının parmak izlerini kaydeden merkezi bir veri tabanıdır. Amaç, kimlik tespitini kolaylaştırmak, aynı kişinin birden fazla ülkede farklı kimliklerle başvuru yapmasını önlemek ve Dublin Düzenlemeleri’nin uygulanmasını desteklemektir.
Bu yollarla göç edenler için EURODAC büyük önem taşır. Çünkü kişiler daha önce farklı bir AB ülkesinde başvuru yapıp yapmadığı bu sistem üzerinden anlaşılır. Örneğin, Türkiye’den Yunanistan’a geçerek parmak izi alınan bir sığınmacı, sonrasında Almanya’ya başvuru yaptığında EURODAC verileri üzerinden ilk girişin Yunanistan olduğu tespit edilir ve Dublin kuralları gereği geri gönderilmesi gündeme gelir. Bu nedenle ilk başvurunun nerede yapılacağının kritik sonuçlar doğuracağını açıkça bilinmelidir. Aynı zamanda, EURODAC, göç sürecinin şeffaflığını ve hukuki güvenliğini sağlayan, göç stratejilerinin belirlenmesinde temel alınan bir araçtır.
AB Göç ve İltica Paktı (2020 → 2023 Aralık’ta kabul, 2024–2026’da uygulama)
İlk olarak şunu belirtmeliyiz ki, CEAS, yıllardır yaşanan krizlere (özellikle 2015 mülteci krizi) yeterince yanıt veremedi. Bunun üzerine AB, 2020’de “Yeni Göç ve İltica Paktı” teklifini sundu, Aralık 2023’te kabul etti ve 2026’da tam uygulamaya geçilmesi planlanıyor.
AB Göç ve İltica Paktı, 2020’de Avrupa Komisyonu tarafından önerilmiş ve uzun müzakerelerin ardından Aralık 2023’te kabul edilmiştir. Bu yeni düzenleme, özellikle 2015 mülteci krizinde ortaya çıkan dayanışma eksikliklerini ve Dublin Sistemi’nin yarattığı yük dengesizliğini gidermeyi hedefler. Paktın temel amacı, sığınmacıların AB ülkeleri arasında daha adil bir şekilde paylaşılmasını sağlamak, ilk giriş ülkelerinin (Yunanistan, İtalya, İspanya gibi) üzerindeki orantısız yükü hafifletmek ve üye devletler arasında göç yönetiminde dayanışmayı kurumsallaştırmaktır.
Pakt kapsamında önemli yenilikler öngörülmüştür. Bunlardan en dikkat çekeni zorunlu dayanışma mekanizmasıdır: artık her üye devlet belirli bir oranda sığınmacı kabul etmekle yükümlü olacak, kabul etmeyenler ise mali katkı yapmak zorunda kalacaktır. Ayrıca sınır prosedürlerinin hızlandırılması öngörülmektedir; böylece başvuruların daha kısa sürede değerlendirilmesi, kabul veya ret süreçlerinin hızlanması ve düzensiz göç akımlarının daha etkin yönetilmesi amaçlanmaktadır. Bu düzenlemeler, hem başvuru sahipleri için daha öngörülebilir bir süreç yaratmayı hem de AB ülkeleri arasındaki sorumluluk paylaşımını dengelemeyi hedefler.
Göç edenler sadece oturum ve başvuru süreçleri konusunda değil, aynı zamanda hangi ülkenin politik olarak daha avantajlı olabileceği konusunda da bilinçli olmak durumundadırlar. Yeni sistem, başvuruların hangi ülkede daha hızlı sonuçlanabileceği, hangi ülkelerin daha fazla kabul kapasitesine sahip olduğu gibi konuları stratejik hale getirmektedir
Güncel politik durumda ise, 2024–2026 yılları arasında kademeli olarak yürürlüğe girecek olan Pakt hâlâ yoğun tartışmaların merkezindedir. Özellikle Macaristan ve Polonya gibi ülkeler, zorunlu dayanışma mekanizmasına karşı çıkmaktadır. Buna karşın Almanya, Fransa ve Hollanda gibi büyük AB ülkeleri, sistemin uygulanmasını desteklemekte ancak toplumsal tepkiyi yönetmekte zorlanmaktadır. 2025 itibarıyla Avrupa Parlamentosu seçimleri yaklaşırken, aşırı sağ partilerin göç karşıtı söylemleri sertleşmiş, merkez partiler ise göçü kontrol altına alırken nitelikli iş gücü göçünü destekleyen dengeli politikalar geliştirmeye çalışmaktadır. Yani Pakt kabul edilmiş olsa da uygulamada siyasi çekişmeler ve ulusal farklılıklar sürecin önümüzdeki dönemde de oldukça zorlu olacağını göstermektedir.
Vize ve Oturum Düzenlemeleri / AB Yabancılar Mevzuatı
Burada dikkat çeken bazı düzenlemeler şunlardır:
Visa Code (Regulation 810/2009)
AB Vize Kanunu, Schengen bölgesine kısa süreli (90 güne kadar) girişleri düzenleyen temel AB mevzuatıdır. Schengen vizesi başvurularında hangi belgelerin gerekli olduğu, başvuruların nasıl değerlendirileceği ve 90/180 kuralı gibi hususları netleştirir. Başvuruların reddi, çok girişli vizeler veya transit vizeler gibi konularda yol gösterici bir çerçevedir.
Mavi Kart Direktifi (Blue Card Directive) (2009/50/EC, 2021 reformu)
Bu da yüksek nitelikli iş gücünü AB’ye çekmek için oluşturulmuş bir düzenlemedir. Üniversite mezunu veya yüksek beceri sahibi profesyoneller, AB içinde Blue Card ile çalışma ve uzun süreli oturum hakkı elde edebilir. 2021 reformu ile maaş eşikleri düşürülmüş, daha fazla sektörde uygulanabilir hale getirilmiştir. Almanya ve Hollanda, Türkiye’den gelen nitelikli göçmenler için bu sistemi aktif kullanmaktadır.
Students and Researchers Directive (2016/801/EU)
AB Öğrenciler ve Araştırmacılar Direktifi, AB’ye eğitim veya araştırma amacıyla gelen yabancılara kolaylaştırılmış vize ve oturum imkânı sunar. Öğrenciler mezuniyet sonrası AB’de kalıp iş arayabilmekte, araştırmacılar da mobilite imkânıyla farklı üye ülkelerde çalışabilmektedir. Bu, Erasmus+ ve AB araştırma projeleriyle bağlantılı olarak sıkça gündeme gelir.
Aile Birleşimi Direktifi (Family Reunification Directive) (2003/86/EC)
AB vatandaşı olmayan göçmenlerin aile üyeleriyle birleşmesini düzenleyen bir direktiftir. Eş ve çocukların yanına gelmesi, bazen ebeveynlerin dahil edilmesi gibi süreçlerde uygulanır. Göç ederken bu konu en hassas alanlardan biridir; zira gelir, konut ve sağlık sigortası gibi kriterlerin sağlanması gerekir ve başvuruların reddi sık görülebilir. Türkiye’den başvuranlar için özellikle Almanya ve Hollanda’da en sık kullanılan yolların başında gelir; ancak gelir düzeyi, uygun konut ve sağlık sigortası gibi kriterler aile birleşimi için önemli koşullardır.
Serbest Dolaşım Direktifi (2004/38/EC)
Bu direktif, Avrupa Birliği vatandaşlarının ve onların aile üyelerinin (eş, çocuk, bakmakla yükümlü olunan akrabalar gibi) AB içinde serbestçe dolaşımını ve ikametini düzenler. Yalnızca AB vatandaşlarını değil, onların üçüncü ülke vatandaşı aile üyelerini de kapsar; örneğin bir Türk vatandaşı, AB vatandaşı eşiyle birlikte herhangi bir üye devlete yerleşme hakkına sahiptir. Bu düzenleme kritik önemdedir çünkü aile birleşimi, oturum izinleri ve serbest dolaşım haklarının korunması gibi konularda danışanlara doğru bilgi ve stratejik yönlendirme yapılmasını sağlar.
Geri Dönüş Direktifi (2008/115/EC)
Bu direktif, AB üyesi ülkelerde yasal statüsü bulunmayan üçüncü ülke vatandaşlarının geri gönderilme süreçlerini ortak bir çerçevede düzenler. Geri gönderme prosedürleri uygulanırken, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan non-refoulement (zulüm veya işkence göreceği ülkeye geri gönderilmeme) ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınması zorunludur. Bu düzenleme, özellikle iltica başvurusu reddedilen ya da oturum hakkı tanınmayan kişiler için kritik önem taşır. Gönüllü geri dönüş seçenekleri, itiraz yolları veya insani gerekçelerle kalış imkânlarının neler olduğunu bilmek kişilerin hak kaybı yaşamadan süreci yönetmesine yardımcı olur.
Bu düzenlemelere ilerideki ilgili yazılarda da değinilecektir.
BILGI NOTU: Bir göç danışmanı için Eurodac ve Dublin Düzenlemeleri arasındaki bağlantıyı bilmek kritik önemdedir. Eurodac, AB genelinde sığınmacıların ve düzensiz giriş yapan üçüncü ülke vatandaşlarının parmak izlerini toplayan merkezi bir veri tabanıdır. Bu sistem sayesinde bir kişinin hangi ülkeden AB’ye giriş yaptığı tespit edilebilir. Dublin III Tüzüğü ise, sığınma başvurusunun hangi ülke tarafından değerlendirileceğini belirler ve genellikle ilk giriş yapılan ülkeyi sorumlu kılar. Dolayısıyla kişiler başka bir AB ülkesinde daha önce kaydının çıkıp çıkmadığını Eurodac üzerinden görüleceğini, bunun da Dublin kapsamında o ülkeye transfer edilmesine yol açabileceğini bilmelidir. Bu bilgi, kişilerin doğru strateji yürütmesive yanlış beklentiler oluşturmaktan kaçınması açısından hayati bir öneme sahiptir.
















