Göç’ün Avrupa’nın Nüfus, Entegrasyon ve Toplum Yapısına Doğrudan Etkisi

Bilindiği üzere birçok Avrupa ülkesinde doğal nüfus artışı (doğum-ölüm farkı) düşerken, nüfus artışı büyük ölçüde göçle sağlanmaktadır. Özellikle Almanya gibi ülkeler için tehlike çanları daha şimdiden çalmaya başlamıştır. Her ne kadar 2023’te Almanya +300 bin kişilik bir büyüme 84,7 milyon ile rekor bir nüfus sayısına ulaşmış olsa da bu artışın dış göçten kaynaklanmaktadır.

Almanya Federal İstatistik Ofisi’ne göre 2023’te Almanya’ya net göç 680–710 bin kişi arasında gerçekleşmiştir. Oysa 2022’de Ukrayna savaşının etkisiyle net göç 1,46 milyon gibi olağanüstü bir düzeydeydi. 2023’te göç hızının normal seviyelere dönmesine rağmen, Almanya’da aynı yıl tahminen 1 milyonun üzerinde ölüm ve 700 bin civarı doğum gerçekleşmiş, yani doğal olarak nüfus azalmaktaydı.

Bunun yanı sıra nüfus git gide yaşlanıyor ve 2050 yıllarında 65 ve 80 yaş üzeri kişiler Alman nüfusunun yarısından fazlasını oluşturacaktır.

Göç, bu açığı kapatarak nüfusun artmasını sağlamıştır!

Bu durum, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde göçmenlerin demografik sürdürülebilirlik için kritik olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar dönem dönem göç karşıtı popülist söylemler ayyuka çıksa da, bunlar uzun vadede gerçeği yansıtmamakta ve bu ülkeler göçe göbekten bağlı kalmaya devam etmektedirler.

Dolayısıyla medyada ve kamuoyunda gözüken bu güncel popülist görüntünün aksine bu ülkelerin hükümetleri, daha gerçekçi davranarak yaşlanan nüfus ve iş gücü ihtiyacına çözüm olarak bir yandan göçü teşvik ederken (örneğin nitelikli göç yasalarını kolaylaştırarak), diğer yandan vatandaşlığa geçişi kolaylaştıran reformlar üzerinde çalışmaktadır.

Yabancı iş gücünün ülkeye entegrasyonunu hızlandırmak adına vatandaşlık kanununda esneklik planları (çifte vatandaşlığa izin, 8 yıldan 5 yıla vatandaşlığa geçiş süresi gibi) gündemdedir.

Hollanda da benzer bir göç-nüfus dinamiği yaşamaktadır. 2024 yılı Eylül ayı itibarıyla Hollanda nüfusu 18,03 milyona ulaşmış olup son yıllardaki artışın kaynağı göçmen girişleridir. 2023’te Hollanda’ya net göç yaklaşık +90 bin kişi düzeyindeydi (yılın ilk 9 ayında 243 bin kişi geldi, 154 bin kişi ayrıldı). Aynı dönemde Hollanda’da doğal nüfus artışı eksiye düşmüş, ölümler doğumlardan 3 bin kadar fazla gerçekleşmiştir.

Hollanda İstatistik Kurumu (CBS), 2024’te göçmen sayısındaki azalmanın nüfus artış hızını yavaşlattığını, özellikle AB ülkelerinden gelen göçte %33’lük bir düşüş olduğunu raporlamıştır. Bunun bir nedeni, 2022’de Ukraynalı sığınmacı akınının ardından 2023’te bu grubun azalmasıdır. Ancak Asya ülkelerinden gelen göçmenler ve sığınmacılar (özellikle Suriyeli, Iraklı) Hollanda’ya giriş yapmaya devam etmektedir. Hollanda bu göç dalgalarını yönetebilmek için konut ve altyapı planlamalarını gözden geçirmekte, bir yandan da yüksek vasıflı göçmen programıyla ihtiyaç duyulan iş gücünü çekmeye çalışmaktadır.

2023 verilerine göre Hollanda’ya gelen yüksek nitelikli göçmenlerin çoğu Hindistan, Türkiye, Çin ve Güney Afrika vatandaşıdır. HSM programında o yıl başvurular bir önceki yıla göre %20 azalsa da Türkiye, Hollanda’ya en çok vasıflı göçmen gönderen ilk dört ülke arasında yer almıştır ve bu da göç danışmanlarına popülist söylemlere bakmaktan ziyade rakamlara güvenmesi gerektiğini söylemektedir.

Burada ASML örneği de göç danışmanlarına bir fikir verecektir. Sadece bu firmada 1300’den fazla türk mühendis ve çalışan bulunmaktadır.

Toplumsal Etki ve Kamuoyu

Avrupa ülkelerinde artan göç, toplumsal yapıyı çeşitlendirmekte ve beraberinde entegrasyon, çok kültürlülük, sosyal uyum gibi konuları gündeme getirmektedir. Bir yandan göçmenlerin ekonomiye ve genç nüfus dinamiğine katkısı görülürken, diğer yandan hızlı demografik değişimler bazı endişeleri tetikleyebilmektedir.

Kamuoyunda göç konusunda farklı eğilimler vardır: Kimi kesimler iş gücü açığı için göçün gerekliliğini savunurken, kimi siyasi hareketler ise düzensiz göçün sınırlandırılmasını ve kültürel entegrasyonun sıkı olmasını talep ediyor.

Örneğin, Almanya’da 2023 yılı boyunca göç tartışmaları, mültecilere barınma sağlama zorlukları etrafında yoğunlaşmıştır. 2023’te Almanya’ya 1,1 milyonun üzerinde yeni mülteci geldiği ve bazı şehirlerin barınak bulmakta zorlandığı haberleri basına yansımıştır.

Hollanda’da ise 2022 yazında Ter Apel mülteci merkezindeki insani kriz (aşırı kalabalık nedeniyle açık alanda yatan sığınmacılar) hükümetin düşmesine kadar varan siyasi sonuçlar doğurmuş, 2023’te yeni koalisyon görüşmelerinde göç politikasının sertleştirilmesi tartışılmıştır.

Bu örnekler, göç yönetiminin sadece nüfus ve ekonomi değil, aynı zamanda siyasi istikrar ve kamu hizmetleri planlaması boyutlarının da olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla göçle ilgili olan kişiler, odaklarını popülist- kısır siyasi tartışmalara değil güncel sayısal veriler ile küresel ve bölgesel göç olgularına çevirmelidirler.

“Olayların, olguların önüne geçmesine müsaade etmemeliyiz!” diyerek bu bölümü de tamamlayalım.